3 Ocak 2017 Salı

Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer


Kesinlikle okunması gereken ve ciddi farkındalık uyandırıcı nitelikte bir kitap..

Kadın-erkek,aşk ve ilişkileri bireysel,ruhsal ve türe özgü yapısalcı bir yaklaşımla değerlendiren ve ciddi öneme sahip tespitler sunarak şimdiye kadar -sandığımız-bakış açışını değiştiriyor.

"Kadınlar Üzerine" olan bölüm, kimi kadın okuyucular hatta feminist kadınlar için kabul edilebilir olmayacaktır, ancak bölüm sert bir söyleyişle ilerlese de onun yaşadığı çağın kadınlarına yönelik bir tutumla genel-geçer bir uslup kullanarak değerlendirip yazdığını düşünmek gerekir.Yoksa kitabı okurken fırlatıp atmanız mümkün:)) Ve kitabın diğer bölümleri tüm kadın erkek ilişkilerinin nasıl başlayıp nelerin etkisinde karar noktalarına geldiğini,amacını ve tıkandığı noktaları,tutku ve aşkın gelişiminin nasıl boyut değiştirdiğini ve bireyin özü ile türe has etkileri nasıl anlayamadığımızı kimi örneklerle de anlatarak tüm deneyimlerimize ve bundan sonrakilere ışık tutacak türden hayatımıza ciddi ve önemli bir katkı sunuyor..

*"İnsan yaşamı kadının göğsünden doğar.Onun dudaklarından öğrenirsiniz söylediğiniz ilk ve küçük sözcükleri.İlk gözyaşlarınızı silen de odur.Son saatinde, erkekler kendilerine önderlik edene zül sayarken,son nefesini duyan da yine odur."

*"Kimi zaman tutkulu cinsel sevgi kendisini bütünüyle farklı bir kökene sahip bir duyguyla,karakter uyumuna dayalı gerçek dostlukla bağdaştırır.Ne var ki bu sözünü ettiğim duygu,büyük ölçüde ancak gerçek cinsel sevgi tatmin edilip te ortadan kalkınca görünür hale gelir."

*"Son olarak,bir insan, tutkulu bir aşk ile sevdiği kimseye aynı zamanda nefretin en koyusunu da duyabilir.Bundan dolayıdır ki Platon, aşkı kurt ile kuzu arasındaki ilişkiye benzetmiştir.Bunun diğer bir örneği, tutkulu bir aşığın sevdiği kimseden bütün emeklerine ve yalvarmalarına karşın hiçbir durumda güler yüz görmediği zaman ortaya çıkar."
"I love an hate her." Shakespeare,Cymb.III.5
-Onu seviyor ve ondan nefret ediyorum.


*"Kimi sevsem ilk bakışta benim sevdiğim değil."

*"Hiçbir şey şehvet duygusu kadar yanıltıcı değildir."

*"Schopenhauer'a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok itmam edenlerdir (tamamlayanlar)."

*"Ölümcül ve tam hedefine isabet eden vuruşlar ve kanatlar Eros'un ayırt edici nitelikleridir."

*"Kadın erkekten fazla bir içgüdüye daha sahiptir; sinir sistemi de kadında daha fazla gelişmiştir."

*"Uğraşılan şey öyle önemsiz bir şey değildir; aşkın önemi ardında yılmadan yorulmadan sebat ederken gösterilen ciddiyet ve gayretle mutlak manada mütenasiptir.Her türlü aşk ilişkisi, ister trajik ister komik bir mahiyete sahip olsun,gerçekten insan yaşamındaki diğer bütün hedeflerden daha önemlidir ve peşinde koşulurken gösterilen esaslı ciddiyeti tamamen hak eder."

*"Güzel olan yalnızca gerçektir.Sadece odur sevilmeye değer olan."

*"İşte böyle sürükler adamı Venüs;
Ruhu ve bedeni birbirine eşit olmayanları,
Götürür tunçtan boyunduruğa vurur,
Ve sonra bir kenardan bakıp için için güler."

(karakteristik olarak ruhsal ve fiziksel olarak birbirine uygun olmayan eşlerin nasıl bir araya geldiklerine dair Eros'u anlattığı kısım gerçekten keyifliydi ve düşünüce çevrenizdeki evlilikleri,demek ki sebep buymuş diyorsunuz:).aydınlandığıma sevindim, hepsi Erosu'un oyunları :))))... )


Özlem Bayır

8 Eylül 2016 Perşembe

Tezer Özlü’den Ferit Edgü’ye: “Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki…”

"Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar..."

"Yalnızlık bana hiç bir zaman eksilmeyen bir  güç veriyor!"

"Yaşanacak bir yaşam var, 
Binilecek bisikletler var.
Yürünecek yaya kaldırımları
ve tadına varılacak gün batımları.."

"Tek günah, insanın kendi yaptığını kavrayamamasıdır."

"Yağmur benim içime işleyen bir şey,yeryüzünde doğanın bana sunduğu en yakın arkadaş.."

"Her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de..." 
                                                                                                                                                                                    Tezer Özlü



Tezer Özlü’nün yakın dostu Ferit Edgü’ye 1966 sonbaharında yazdığı bir mektup:


Sen trendesin şimdi. Ben de oturuyorum burada. Saat 12’ye geliyor. Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. Sessizlik bürüyor ortalığı. Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi. Olmayan düşüncelerimi. Uyuyabilmem için hiçbir neden yok. Sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık. 
Uyanmam için de hiçbir neden yok. Bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. Bir gece. Diğerleri gibi. Bir ben. Diğer benler gibi. Bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek. Gülebilir miyiz dersin? Gülebilir misin?
Bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum. Bugün senin Bozgun’u okumaya çalıştım. Üç kelime okuyabildim. Elim, elimden çıkan kelimeler, benden uzaklaşıyor. Bu satırlar ben değil artık. Kafamdan geçenleri yazamam. Bir şey geçmiyor çünkü.
Geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmışım. İçeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim. Ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı. Nasıl olsa çözülecekti ellerim. Ve ben düşecektim boşluğa.
Yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin? Nereye? Niçin?
Yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? Neden? Niçin? 
Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki.Belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
Gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendi kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim? 
Korkuyorum. Korkuyorum. Korkuyorum....

Ankara, Eylül/Ekim, 1966 Cuma
Her Şeyin Sonundayım
Sel Yayıncılık, Mart-2010

Kaynak:Düşünbil Dergisi





3 Eylül 2016 Cumartesi

Hiç Oldu mu? ... Hümeyra


Öfkesini kumsala boşaltıp 
Geri dönen dalgalar gibi 


Elinizi uzattığınız halde 
Hiç oldu mu kaçırdığınız? 
Sevdiğiniz dalgalar gibi 

Bir şeylerin kopmakta olduğunu 
Kapalı gözlerle bile görüp de 
Bir türlü adını konduramayıp 

Yanlış sabahlara uyandığınız 
Hiç oldu mu sizin de?


Dolu dizgin giden atın boynuna 
Korkudan bir yontu gibi sarılan 
Dizginleri kaçırmış binici gibi 

Hiç oldu mu kalktığınız? 
Ter içinde uyanılan düşler gibi 
Hiç oldu mu kaldığınız?


Yaklaşmak için her attığınız adımda 
Biraz daha geri gittiğiniz 

Ve avucunuzdaki elin apansız 
Buz parçasına dönüştüğü 
Hiç oldu mu bilmeceleri çözemediğiniz?

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Yalnız Gezenin Düşleri - Jean-Jacques Rousseau

Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya
dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.
(Tanıtım bülteninden)


Anlatım dili sizi satırlara hapsederken derinliğine dalma tefekkürünü yaşamaktan da kendinizi alamıyor,pek çok yaşanmışlığın betimlemesini ruhunuzda yeniden yaşıyormuşçasına tasvir edebiliyor ve aynı zamanda reddedişlerinizin ve kabul edişlerinizin benzerliğini sarsıcı bir güçle okumanın hayretinden de kendinizi kurtaramıyorsunuz.Paragraflar kimi zaman ne kadar uzun olsa da anlatımın kalitesi,duygu durum analizlerindeki ifadelerinin hissiyatında size akan etki ve üslubun mahiyeti sizi önce ruhunuzdan sonra kalbinizden sert bir rüzgar gibi yakalayıp benliğinizi savuruyor,bölüm bitene kadar da bu fırtınaya teslim olmaktan başka çareniz kalmıyor..

*"Yapmak istediğimiz şeyler, büyük ölçüde inanmamız gerekenlere bağlıdır ve en doğal ihtiyaçlarımızın dışında kalan her şey de, eylemlerimize hakim olan fikirlerimizdir."

*"Gerçek mutluluğun kaynağının bizde olduğunu, mutlu olmayı bileni bedbaht etmenin insanların elinde olmadığını öğrendim." (sahiden çok hoş bir cümle,farkında olup kimi zaman cümlesini kuramadığımız tarzdan)

*"Kendimi tamamen ruhumla konuşma zevkine bırakayım. O ruh ki, insanların elimden alamayacakları tek şeydir."

*"Bazen düşlerim düşüncelerle son bulur, fakat daha çok düşüncelerim düşlerle sona erer ve bu sırada ruhum, bütün zevkleri aşan bir vecde dalarak, hayal gücünün kanatları üzerinde tüm evrende süzülerek dolaşır."

*" Başımıza gelen herhangi bir kötülükte , etkisinden çok niyete bakarız.Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha kötü yaralayabilir,fakat kötü niyetli bir elin atacağı taş kadar derinden etkilemez.Darbe bazen ıskalayabilir ama niyet asla hedefini şaşırmaz."

*"...çünkü akıl,ancak kendini dinletebildiği zaman konuşur."

*"....Tanrı'nın beni yargılayabileceği sertlikle yargılıyorum kendimi."

Sayısız alıntı yapmak isterdim ancak bu kadarıyla örneklendirmek istedim..

Bu kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı fakat nasıl oldu da bunca zaman elime alamamış,derinliğine dalmaktan kendimi mahrum bırakmışım diye hayıflanırken,birden kendimce hep düşündüğüm "bazı kitapların zamanı vardır,o zaman gelmeden onu okusam da alacağım etki bunca müthiş olamaz,bu nedenle gözüme de görünmez" inancı beni kendime getirdi:) Çünkü bunca zaman okuduğum her kitabı doğru zamanda okumuş olduğuma inanarak bitirmenin keyfini hep yaşadım,bunda da olduğu gibi..

Herkesin kendi yaşamsal deneyimlerinden bir miktar benzerliği mutlaka yakalayabileceği pek çok sahneye şahit olmaması imkansız...


Anlaşılmayan ve anlaşılamadığı için kendini yalnız hisseden ruhlar ve bu nedenle de yalnızlığını sevenler..Seveceksiniz.. 


Çünkü içinde bulunduğumuz çağa hiç te yabancı olmayan tüm bu anlatımdaki gerçeklikler bize bir farkındalık sunuyor ve bu yalnızlığın farkındalığıyla ulaşılan tekamül esasında bir dönüşümdür..


Tekrar tekrar okunası hatta yaşanası güzellikte ...
 


Özlem Bayır

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Nar Ağacı-Nazan Bekiroğlu

"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
 Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin."


  Yazarın kalemi bunca güçlü olmasa,böylesi derin bir tarihi,aşkı,olayları ve duyguları anlatan bu zaman yolculuğunu öylesi sert ve sıcak iklimin buharlı yollarında,bazen kan ter içinde bazen üşüyerek,bazen aç kalarak ve hatta ölmeye bunca yaklaşmışken, bu kadar gerçekçi ve yaşayarak yapmak,bu duyguların etkisine girmek sanırım imkansızlaşırdı..Hep uzak bir geçmişe özlem duyarız ya hani,hep bizden önceki kimi bilindik hayatların hikayesine tanıklık etmek isteriz ya,hani o kadar tanıklık ki bu,o duyguları bire bir yaşamak,her bir karakterin başına gelen onca olaydaki davranışlarının neden'lerini ve nasıl'larını tam anlamıyla anlamak,kimi zaman hak vermek kimi zaman yermek ve belki de sorgusuz sualsiz sadece şahitlik etmek arzusuyla dolu güçlü bir özlem..

Bu bambaşka bir hikaye.
Bu öyle bir Settarhan ki..Ah! dedirtti her defasında..
Bu öylesi bir yolculuk ki,sizi alıp götüren,hep o zamanda yaşamak isteyip te sayfaları bitirmemek istercesine şu dünyaya geri gelmek istemediğiniz bir yolculuk..Ne varsa eskilerde var dediklerimizden..

Acı da olsa çetin de olsa,hepimizin hayatında olduğu gibi kimi zaman hep sil baştan başa sardığımız bir bilinmezin sağnağında ıslandığımız ve ne zaman durulacağını bilmediğimiz bir yağmur gibi olsa da hayat, ve fakat yine de "tüm hayatınızı yaşamadıkça kaderinizden şikayet etmeyin" dedirten bir teslimiyete adanabilen bir öykünün size bunca tesir etmesi, bir tefekkür zamanının daha geldiğini hissettiriyor..Bir süre daha kalırım o zamanın pek çok sahnesinde sanırım..Beynimin arka odalarında yer açıldı,gözlerimle ve ruhumla yaşadığım onca sahnenin fotoğraflarını biriktirdim usumda,o odalarda gezinmek üzere...

Yazara,bana hissettirdiği ve yaşattığı her şey için sonsuz saygı duyduğumu da söylemeliyim.Onunla birlikte bir gölge de ben oldum,bu mazinin ortağı oldum....

*"Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin."
Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresiydi...

*"Bazen en büyük hakikatlerin bilgisinin en büyük günahlarla yan yana durduğunu unutma Settarhan. Aşkın nizamı parçalanınca her şey göze abes görünmeye başlar.İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir...."

*"Aşık,kendisini yakacak cehennem ateşin önünde önce bir süre ısınır, bilmiyor musun?

*"Başkalarının ayıplarını araştıracak kadar temiz kim var içinizde, densizler?

*"Zaman sana hiç ummadığını ve biriktirmediğini getirir" buyurmamış mıydı Hz. Ömer Efendimiz?

*"Bu kadar hazin bir parça ancak hasretten söz edebilir ve bu kadar içli okumak için hasreti bilmiş olmak gerekir."

*"Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini,yaradılış mükemmeldi.Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık ta duymuyordu."

*"Padişahın,padişahtan daha fazla padişahçı olanlarca kuşatılmış olduğunu görmüyor musunuz?

*"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin."

*"Hem sadece bir kez görmek yetmez, iki kez görüşmeleri lazım,araya bir gecenin rüyası girmeli."

*"Bir ırmağın denize dökülme anından daha muhteşem bir şey varsa o da iki ırmağın birleşme anı ve iki büyük ırmak her coğrafyada aynı ihtişamla birleşiyor olmalı.Buna tanığım işte."

*"İnsan sadece kendisinin değil başkalarının da kaderinden sorumluydu.Hatta bazen insanın kaderi başkalarının kaderi üzerinden yazılıyordu."
....
"Birilerinin mucizesi olmak lazımdı Settarhan."

Ve son bir alıntıyla bu yolculuğa dair hissettiklerimi derinliğine anlatan en doğru satırlar sanırım bunlar olsa gerek;

"Bir tek şeyi bilmiyorum ama.Bütün ömrümce bilinmesi en fazla gerek şeyleri bilmediğim gibi:

 Bunca bilgiyi bunca duyguyu ne yapacağımı."

Sevgiler....
 

Özlem Bayır

18 Ağustos 2016 Perşembe

Çocuk ve Evlilik Üzerine - F. Nietzsche

 
Gençsin ve çocuk sahibi olmak, evlenmek istiyorsun.
Ben de soruyorum sana : Bir çocuk istemeye layık bir insan mısın ?

Muzaffer misin, kendi kendine boyun eğdiren misin,
duygularına hükmeden misin, erdemlerinin efendisi misin ?
Bunu soruyorum sana.
Yoksa arzularında dile gelen, hayvan ve ihtiyaç mı ?

İsterim ki, zaferin ve özgürlüğün olsun bir çocuğu özleyen.
Canlı anıtlar inşa etmelisin zaferine ve özgürleşmene.
Kendinin üzerine inşa etmelisin.
Ama önce kendini inşa etmelisin, dimdik bir beden ve dimdik bir gönülle.
Sürdürmekle kalmamalısın neslini, yükseltmelisin de !

İki kişinin, onu yaratandan daha fazla olan birini yaratma istemine evlilik derim ben.
Böyle bir istemin sahipleri olarak birbirlerine saygı duymalarına derim ben, evlilik diye.
Bu olsun evliliğin anlamı ve hakikati.

Oysa fazlalıkların, lüzumsuzların evlilik dedikleri şey- ah ne demeli ki buna ?

Ah, bu iki kişilik gönül yoksulluğu!
Ah, bu iki kişilik gönül kirliliği!
Ah, bu iki kişilik sefil huzur!

Evlilik diyorlar bunlara; ve cennette kıyıldığını söylüyorlar, nikahlarının.
Eksik olsun lüzumsuzların cenneti!
Eksik olsunlar, bu cennet bağıyla birbirine bağlanmış hayvanlar!

Gülmeyin böyle evliliklere!
Hangi çocuğun bir gerekçesi olmadı ki, ağlamak için anne-babasının haline?

Bu adam bir kahraman gibi yürüdü hakikatlerin üzerine ve sonunda küçük, süslü bir yalan geçirdi ancak eline.
Evliliğim diyor buna.

Bir meleğin erdemine sahip hizmetçi bir kız arıyordu, bu adam.
Oysa ansızın hizmetçisi oldu bir kadının.
Şimdi melek olmak gereği duyor bir de !

Sayısız kısa budalalık- aşk budur sizin gözünüzde; ve evliliğiniz, uzun bir ahmaklık olarak son verir kısa budalalıklara.

Erkeklerin kadınlara sevgisi ve kadınların erkeklere sevgisi;
Ah, keşke acı çekenlerle ve gizli kalmış tanrılarla birlikte acı çekmek olsaydı bu!
Ama çoğu kez iki hayvan birbirini keşfediyor.
En iyi sevginiz bile sadece tutkulu bir taklitten ve sancılı bir ateşten ibarettir!

Kendinizin üzerinde seveceksiniz, günün birinde!
Bu yüzden önce öğrenin sevmeyi!

Üstinsana yönelen ok ve özlem;
Konuş, kardeşim, evliliği istemenin nedeni bu mudur ?
Böyle bir istem ve böyle bir evlilik kutsaldır gözümde.


Böyle Buyurdu Zerdüşt
Friedrich Nietzsche


Ey Zerdüşt, her şeyi biliyorum!... F. Nietzsche

Ey yalnızlık!
Ey yurdum yalnızlık!


O kadar uzun süre yabanıl yaşadım ki yaban ellerde,
göz yaşları içinde sana dönmemek mümkün değil!

Hadi tehdit et beni parmağınla,
annelerin tehdit edişi gibi...
hadi gülümse bana, annelerin gülümseyişi gibi...



Hadi de ki ; ''Kimdi o, bir zamanlar fırtına gibi esip uzaklaşan benden?"
Kimdi ayrılırken şöyle seslenen : 'Uzun süre oturdum yalnızlıkta, unuttum susmayı !'
Bunu iyice öğrendin mi şimdi ?


''Ey Zerdüşt,her şeyi biliyorum;
çoğunluğun içinde bir başına,benim yanımda olduğundan daha terk edilmiş olduğunu da!

Terk edilmişlik başkadır, yalnızlık başka:Bunu öğrendin şimdi sen!
Ve insanların arasında her zaman yabanıl ve yabancı olacağını da:

Yabanıl ve yabancı olcaksın, seni sevseler bile;
çünkü her şeyden önce esirgenmek isterler!

Ama burada, yurdunda ve evindesin;
burada her şeyi söyleyebilir ve bütün sebepleri döküp sayabilirsin,
hiç bir şey gizli, inatçı duygulardan utanmaz burada.

Burada her şey sevgiyle yaklaşır konuşmana ve şımartır seni;
çünkü senin sırtında at koşturmak isterler.

Her türlü benzetmenin sırtında koşturursun burada, her türlü hakikate.
Dosdoğru ve dobra dobra konuşabilirsin burada her şeyle;
ve sahiden, nasıl da övgü gibi gelir kulaklarına birinin her yönüyle doğru konuşması!

Oysa terk edilmiş olmak başka bir şeydir.

Hatırlıyor musun ey Zerdüşt ?
'Hayvanlarım yol göstersin bana'
insanların arasında, daha tehlikede olduğumu gördüm, hayvanların arasında olduğumdan,' dediğinde.
-İşte buydu terkedilmişlik!

..en sessiz saatin bekleyişini ve suskunluğunu bir ıstıraba dönüştürdüğünde ve alçak gönüllü cesaretini kırdığında: 

-İşte buydu terk edilmişlik!

Ey yalnızlık!
Ey yurdum yalnızlık!
Nasıl da mutlu ve narin konuşuyor sesin benimle!

Birbirimizi sorgulamayız, birbirimize yakınmayız,
birbirimize açığız ve birlikte geçeriz açık kapılardan.

Burada varlığın tüm sözleri ve sözcük kutuları açılıyor bana;
varlığın tümü sözcüğe dönüşmek ister burada,
tüm oluş burada benden konuşmayı öğrenmek ister.

Ama aşağıda -orada her türlü konuşma boşuna!
Orada unutmak ve önünden geçip gitmektir en iyi bilgelik: 

Bunu öğrendim şimdi!

İnsandaki her şeyi kavramak isteyen, her şeye dokunmak zorundadır.
Ama bunun için fazlasıyla temiz ellerim.

Esirgemek ve acımaktı her zaman en büyük tehlike bana; 

ve her türlü insani varlık da esirgenmek ve acınmak ister...


Böyle Buyurdu Zerdüşt

Friedrich Nietzsche