16 Ocak 2017 Pazartesi

Aforizmalar - Franz KAFKA


Sanırım aforizmalar,yeraltı edebiyatı ve itiraflar gibi edebi türler daha bir benlik.Daima kendimi yakın hissettiğim türler,kendimden çokça şey bulduğum,dalıp gittiğim,çokça altını çizdiğim..Belki de üst düzey acı çeken insanların,anlaşılamadığı ve anlaşılamayacağı için ve artık anlaşılmak istemedikleri bir çıldırış noktasına gelen ruhların en iyi ifade biçimlerini oluşturan bu yapıtlarda kendimi bulmam tesadüf değil..

En çıkılmaz enkazlardan çıkabilme gayreti içinde yaşam sürmek,kendi yeraltımıza bizi daha çok ittiğinden belki de o yeraltında, kendi derin dehlizlerimizde savurduğumuz çığlıklardı aforizmalar da..anlaşılmak belki de önemli değildi artık..fakat kendi yaşamsal ve ruhsal ağırlıklarımızı,acılarımızı bir yere boşaltmak ve Tanrısal bir gücün de yardımıyla feryat figan bir çığlık daha savurabilmek ve o çığlığı ruhumuzun doldurulamayacak boşluklarında bir seda olarak duyabilmek yegane ihtiyacımız olacaktı belki de...Benim Kafka'm o çığlığını bana duyurabildi sanırım..Çok tanıdık!...

*"Her yuvayı koruyan bir Tanrı'ya inanmaktan daha keyif verici ne olabilir!"

*"Önceleri sorularıma neden cevap almadığımı anlamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlamıyorum! Ama gerçekte inanmıyordum ki,soruyordum sadece."

*"Alçakgönüllülük, yalnız başına umutsuzluk içinde kıvranan kişi de içinde olmak üzere, insanla hemcinsi arasında en güçlü ilişkiyi sağlar, yeter ki tam ve sürekli bir alçakgönüllülük olsun bu.Bunu yapabilir, çünkü duanın gerçek dilidir, hem ibadet hem de en yakın bağdır. İnsanın çevresindekilerle kurduğu ilişki dua ile kurduğu ilişki gibidir, insanın kendi kendisiyle kurduğu ilişki ise çabayla kurduğu ilişkiye benzer; çaba için gerekli güç duadan alınır."

*"Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak"

*"Bir dayanak olmaktan çıkınca özgürleşir ruh ancak."

*"İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemlemeye teşvik eder."

*"Sahipsin belki ama yaşamıyorsun savına yanıtı sadece titreme ve kalp çarpıntısı oldu."

*"İnanç yoksunu olduğumuz iddia edilemez.Sadece yaşıyor olmamız bile, tüketilmeyecek bir inanç değeridir."
"Neresindeymiş bunun inanç değeri? Yaşamamak elde değil ki!" 
"İşte inancın insanı çıldırtacak kadar büyük gücü, bu 'elde değil ki' dedir,bu olumsuzlamada açığa vurur kendini !.."


*"Bu yaşamın hazları, yaşamın -kendi- hazları değil, -bizim- daha yüce bir yaşama yükselme korkumuzdur; bu yaşamın eziyetleri yaşamın kendi eziyetleri değil, ama bu korkudan dolayı kendimize yaptığımız eziyettir."

*"Faniliğimizin eski sonsuz savunmasına ilişkin en zayıf inanç,şimdiki günahkar durumumuza ilişkin en acımasız inançtan çok daha fazla bunaltıcıdır. Ancak, saflığı içinde birincisini bütünüyle kapsayan ikincisine katlanma gücüdür ki, inancın ölçüsünü oluşturur."

*"İnsan,içindeki yok edilemez olana sürekli bir güven duymadan yaşayamaz, ancak hem yok edilemez olan hem de güven onun için hep gizli kalabilir.Bu gizli-kalma'nın ifade biçimlerinden biri kişisel bir Tanrı'ya inançtır."

*"Bir gladyatörün dövüşten sonraki yorgunluğuna benziyor yorgunluğu."

*"Sahip olmak" değil, sadece "olmak" var, sadece son nefesi, boğulmayı özleyen bir "olmak". "

*"Sonsuzdur yol, ne kısaltılacak ne de eklenecek bir şey vardır, ama yine de herkes kendi çocuksu arşınını tutar yolun üstünde. "Gerçekten de bu bir arşınlık yolu gitmen gerek,bu sana hatırlatılacak!" 

*"Kıyamet Günü'nü böyle adlandırmamızın nedeni ancak bizim zaman kavramımızdır; aslında o bir olağanüstü hal mahkemesidir."

*"Ne kadar çok sayıda at koşarsan, o kadar hızlı gider araban -yani kayayı yerinden oynatmak değil, bu olanaksız, ama kayışları koparmak, böylece dizginsiz ve neşeli bir yolculuk yapmak."

*"Evrenin sonsuz genişlikte ve zenginlikte tasarlanması, zahmetli yaratışın ve özgür bilincin en aşırıya vardırılmış karışımının sonucudur."

*"Kuramsal olarak, eksiksiz bir mutluluk olasılığı vardır: İçimizde yok edilemez bir varlık olduğuna inanmak ve ona ulaşacağım diye çaba harcamamak."

*"Hedef var ama yol yok; yol dediğimiz şey tereddütten ibaret."

*"Düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitsen, o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik, bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir, umutsuzluğa kapılmamalısın."

*"Kendini insanlığa bakarak sına. Şüphe edenin şüphesini, inananın inancını besler bu."

*"Bu dünya için kendini paralaman gülünç."

Özlem Bayır

3 Ocak 2017 Salı

Dönüşüm - Franz KAFKA


Toplumsal yaşamın içinde sosyal varlıklar olarak yer alan biz insanların gerek sosyal yaşamda,gerek iş yaşamında ve gerekse de aile yaşamında çoğu kez karşılaştığı "insana değersiz olduğunu hissettiren" durumları "böcek metaforu" ile bize ustaca anlatan,pek çok anda sizi derince düşünmeye sevkeden,sınıfsal olarak ötekileştirilen çoğu insanın kendinden bişeyler bulacağı bu yapıtta hikaye edilen durumların taşıdığı tüm kavramlar,esasında farkındalık uyandırmak adına insanı tokatlayan cinsten.. 

Yine insan egosu devreye giriyor.Yine insanın cahilce üstün olma çabası,ayrımcılık,kibir ve ego..

Ve insanı insan olarak görmeyip te ona böcek muamelesi yapan insanlıkdışı acımasızca tutumların bir insanı ruhsal olarak hangi noktalara getirebileceğinin altını çizen,sadece farklı olduğu için yalnızlaştırılan,farklı olduğu için hisleri yokmuşçasına ezilmeye ve sevgisiz bırakılmaya mahkum edilen hayatların diğerlerinin gözünde hiçbir değer taşımadığını,ona önemsiz bir şey-nesne-varlıkmış gibi davranılmasının acı sonla biten bir hikayesini müthiş bir kurguyla sunmuş yazar...

A.Huxley ne diyordu; "eğer farklıysan yalnızlığa mahkum oluyorsun!..."

Hatta ölüyorsun!!..
Gregor ne yapsın! 
Belki de dönüşmek gerek en yakınlarınızın size karşı nasıl değişeceğini görmek ve anlamak için...

Ahmet Cemal - Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı kendine uygun biçimi yaratır: Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır.

Ahmet Cemal - Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içerisindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, “dönüştüğü” güne değin çeşitli kölelikler içerisinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile çevresinde köledir ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir.

Tezer Özlü - "Kafka ile yaşamak, acınacak güzelliğimizin en büyük umudu."
TEZER ÖZLÜ-1984



*"Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor."

*"Erken kalkmak,"diye düşündü,"insanı bir hayli aptallaştırıyor. İnsan uykusunu iyi almalı."

*"Biraz daha uyusam bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim?"

*"Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?"

*"...çizgi dışı birey -sürünün dışına çıkanı ezen toplum çatışmasını en çarpıcı biçimde dile getiren bir öykü gerçekliğidir."

*''Peki ama; ya şimdi bütün bu huzur, geçim rahatlığı ve memnunluk, korkunç bir sonla noktalanırsa?''

*"Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."

*"Anlık sorunlara o denli odaklanmışlardı ki, gözlerinin önündeki gerçekleri bile idrak edebilmekten aciz bir duruma gelmişlerdi."

*"Ölüm, bir hayata son veriyor; ama bir ilişkiyi bitiremiyor..."

*"Neyse ki ümidimi tamamen kaybetmiş değilim..."

*"Daha dün akşamdan bir sıkıntı vardı içimde ; küçük bir önsezi gibi.Evdekiler dikkat etselerdi,yüzümden anlayabilirlerdi."

*"Dönüşüm: yabancılaşmanın ağırlığı."

*"...O, patronun bir piyonuydu, kişiliksiz ve akılsız biriydi."

*"Çünkü kendini anlayamadıklarından, onun da başkasını anlayabileceğini, kız kardeşi de dahil hiç kimse akıl edemiyordu."

*"Insan geçmişini de aynı hızla unutmayı istemiş midir?"

*''..olabildiğince soğukkanlı düşünme eyleminin, çaresizlik içerisinde verilen kararlardan çok daha iyi olduğunu anımsamayı unutmuyordu.''

*"Kendisini insan yapan şeyleri bu kadar çabuk bir şekilde hafızasından silmeye razı mı olacaktı yani?"

*"Keşke Gregor kız kardeşiyle konuşabilse, ona her şey için teşekkür edebilse ve kendisi için ne yapması gerektiğini ona söyleyebilseydi, o zaman kız kardeşinin kendisi için yaptıklarının altında bu kadar ezilmezdi; oysa şimdi bunları söyleyemediği için kendini ezik hissediyordu."

*"Yine bir boşluğa yanıt vermekteyim; ama yanıt vermek konuşmakla olabilecek bir şey, yazarak bir deneyim kazanmıyor insan, olsa olsa mutluluk nedir, sezer gibi oluyor."

*"Hayvan bize insandan daha yakın. Parmaklık, burada. Hayvanla yakınlık kurmak, insanlarla kurmaktan daha kolay."

*''Dikkat çekmemek hayatta kalmak demektir…''

*"Ama bugün daha ileri gidiliyor. Yalnız söylenmiyor - ama yapılıyor da. Hayvana geri dönülüyor. Böylesi , insanca yaşamaktan çok daha kolay. Herkes sürüye katıldığından ötürü güven içerisinde, kentlerin yollarından geçip işe , yemliklerin başına ve eğlenceye gidiyor. Tıpkı büroda olduğu gibi , sınırları iyice çizilmiş bir yaşam. Böylesi bir yaşamda mucizeler değil , yalnızca kullanma talimatları, doldurulacak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar."

*"Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka' nın Dönüşüm' ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır."

*“Düş, gerçekliği, tasarımı aşan gerçekliği ortaya çıkarır. Yaşamın korkunç, sanatın ise sarsıcı yanı, işte budur."

*" Hizmetçi kız aileye şöyle seslenir: -Boş yere zahmet etmeyin, Gregor öldü. Az önce Gregor’u çöpe attım."

....

Özlem Bayır

Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer


Kesinlikle okunması gereken ve ciddi farkındalık uyandırıcı nitelikte bir kitap..

Kadın-erkek,aşk ve ilişkileri bireysel,ruhsal ve türe özgü yapısalcı bir yaklaşımla değerlendiren ve ciddi öneme sahip tespitler sunarak şimdiye kadar -sandığımız-bakış açışını değiştiriyor.

"Kadınlar Üzerine" olan bölüm, kimi kadın okuyucular hatta feminist kadınlar için kabul edilebilir olmayacaktır, ancak bölüm sert bir söyleyişle ilerlese de onun yaşadığı çağın kadınlarına yönelik bir tutumla genel-geçer bir uslup kullanarak değerlendirip yazdığını düşünmek gerekir.Yoksa kitabı okurken fırlatıp atmanız mümkün:)) Ve kitabın diğer bölümleri tüm kadın erkek ilişkilerinin nasıl başlayıp nelerin etkisinde karar noktalarına geldiğini,amacını ve tıkandığı noktaları,tutku ve aşkın gelişiminin nasıl boyut değiştirdiğini ve bireyin özü ile türe has etkileri nasıl anlayamadığımızı kimi örneklerle de anlatarak tüm deneyimlerimize ve bundan sonrakilere ışık tutacak türden hayatımıza ciddi ve önemli bir katkı sunuyor..

*"İnsan yaşamı kadının göğsünden doğar.Onun dudaklarından öğrenirsiniz söylediğiniz ilk ve küçük sözcükleri.İlk gözyaşlarınızı silen de odur.Son saatinde, erkekler kendilerine önderlik edene zül sayarken,son nefesini duyan da yine odur."

*"Kimi zaman tutkulu cinsel sevgi kendisini bütünüyle farklı bir kökene sahip bir duyguyla,karakter uyumuna dayalı gerçek dostlukla bağdaştırır.Ne var ki bu sözünü ettiğim duygu,büyük ölçüde ancak gerçek cinsel sevgi tatmin edilip te ortadan kalkınca görünür hale gelir."

*"Son olarak,bir insan, tutkulu bir aşk ile sevdiği kimseye aynı zamanda nefretin en koyusunu da duyabilir.Bundan dolayıdır ki Platon, aşkı kurt ile kuzu arasındaki ilişkiye benzetmiştir.Bunun diğer bir örneği, tutkulu bir aşığın sevdiği kimseden bütün emeklerine ve yalvarmalarına karşın hiçbir durumda güler yüz görmediği zaman ortaya çıkar."
"I love an hate her." Shakespeare,Cymb.III.5
-Onu seviyor ve ondan nefret ediyorum.


*"Kimi sevsem ilk bakışta benim sevdiğim değil."

*"Hiçbir şey şehvet duygusu kadar yanıltıcı değildir."

*"Schopenhauer'a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok itmam edenlerdir (tamamlayanlar)."

*"Ölümcül ve tam hedefine isabet eden vuruşlar ve kanatlar Eros'un ayırt edici nitelikleridir."

*"Kadın erkekten fazla bir içgüdüye daha sahiptir; sinir sistemi de kadında daha fazla gelişmiştir."

*"Uğraşılan şey öyle önemsiz bir şey değildir; aşkın önemi ardında yılmadan yorulmadan sebat ederken gösterilen ciddiyet ve gayretle mutlak manada mütenasiptir.Her türlü aşk ilişkisi, ister trajik ister komik bir mahiyete sahip olsun,gerçekten insan yaşamındaki diğer bütün hedeflerden daha önemlidir ve peşinde koşulurken gösterilen esaslı ciddiyeti tamamen hak eder."

*"Güzel olan yalnızca gerçektir.Sadece odur sevilmeye değer olan."

*"İşte böyle sürükler adamı Venüs;
Ruhu ve bedeni birbirine eşit olmayanları,
Götürür tunçtan boyunduruğa vurur,
Ve sonra bir kenardan bakıp için için güler."

(karakteristik olarak ruhsal ve fiziksel olarak birbirine uygun olmayan eşlerin nasıl bir araya geldiklerine dair Eros'u anlattığı kısım gerçekten keyifliydi ve düşünüce çevrenizdeki evlilikleri,demek ki sebep buymuş diyorsunuz:).aydınlandığıma sevindim, hepsi Erosu'un oyunları :))))... )


Özlem Bayır

8 Eylül 2016 Perşembe

Tezer Özlü’den Ferit Edgü’ye: “Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki…”

"Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar..."

"Yalnızlık bana hiç bir zaman eksilmeyen bir  güç veriyor!"

"Yaşanacak bir yaşam var, 
Binilecek bisikletler var.
Yürünecek yaya kaldırımları
ve tadına varılacak gün batımları.."

"Tek günah, insanın kendi yaptığını kavrayamamasıdır."

"Yağmur benim içime işleyen bir şey,yeryüzünde doğanın bana sunduğu en yakın arkadaş.."

"Her şey geçiyor, hiçbir şey geçmese de..." 
                                                                                                                                                                                    Tezer Özlü



Tezer Özlü’nün yakın dostu Ferit Edgü’ye 1966 sonbaharında yazdığı bir mektup:


Sen trendesin şimdi. Ben de oturuyorum burada. Saat 12’ye geliyor. Gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. Sessizlik bürüyor ortalığı. Ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. Daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi. Olmayan düşüncelerimi. Uyuyabilmem için hiçbir neden yok. Sabah 8’de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık. 
Uyanmam için de hiçbir neden yok. Bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. Bir gece. Diğerleri gibi. Bir ben. Diğer benler gibi. Bugün eski ben’lerimden biri olduğumu duydum. Karşılıklı gülsek. Gülebilir miyiz dersin? Gülebilir misin?
Bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum. Bugün senin Bozgun’u okumaya çalıştım. Üç kelime okuyabildim. Elim, elimden çıkan kelimeler, benden uzaklaşıyor. Bu satırlar ben değil artık. Kafamdan geçenleri yazamam. Bir şey geçmiyor çünkü.
Geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmışım. İçeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim. Ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı. Nasıl olsa çözülecekti ellerim. Ve ben düşecektim boşluğa.
Yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin? Nereye? Niçin?
Yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? Neden? Niçin? 
Hiçbir yerde olmak istemiyorum ki.Belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
Gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendi kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim? 
Korkuyorum. Korkuyorum. Korkuyorum....

Ankara, Eylül/Ekim, 1966 Cuma
Her Şeyin Sonundayım
Sel Yayıncılık, Mart-2010

Kaynak:Düşünbil Dergisi





3 Eylül 2016 Cumartesi

Hiç Oldu mu? ... Hümeyra


Öfkesini kumsala boşaltıp 
Geri dönen dalgalar gibi 


Elinizi uzattığınız halde 
Hiç oldu mu kaçırdığınız? 
Sevdiğiniz dalgalar gibi 

Bir şeylerin kopmakta olduğunu 
Kapalı gözlerle bile görüp de 
Bir türlü adını konduramayıp 

Yanlış sabahlara uyandığınız 
Hiç oldu mu sizin de?


Dolu dizgin giden atın boynuna 
Korkudan bir yontu gibi sarılan 
Dizginleri kaçırmış binici gibi 

Hiç oldu mu kalktığınız? 
Ter içinde uyanılan düşler gibi 
Hiç oldu mu kaldığınız?


Yaklaşmak için her attığınız adımda 
Biraz daha geri gittiğiniz 

Ve avucunuzdaki elin apansız 
Buz parçasına dönüştüğü 
Hiç oldu mu bilmeceleri çözemediğiniz?

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Yalnız Gezenin Düşleri - Jean-Jacques Rousseau

Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya
dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.
(Tanıtım bülteninden)


Anlatım dili sizi satırlara hapsederken derinliğine dalma tefekkürünü yaşamaktan da kendinizi alamıyor,pek çok yaşanmışlığın betimlemesini ruhunuzda yeniden yaşıyormuşçasına tasvir edebiliyor ve aynı zamanda reddedişlerinizin ve kabul edişlerinizin benzerliğini sarsıcı bir güçle okumanın hayretinden de kendinizi kurtaramıyorsunuz.Paragraflar kimi zaman ne kadar uzun olsa da anlatımın kalitesi,duygu durum analizlerindeki ifadelerinin hissiyatında size akan etki ve üslubun mahiyeti sizi önce ruhunuzdan sonra kalbinizden sert bir rüzgar gibi yakalayıp benliğinizi savuruyor,bölüm bitene kadar da bu fırtınaya teslim olmaktan başka çareniz kalmıyor..

*"Yapmak istediğimiz şeyler, büyük ölçüde inanmamız gerekenlere bağlıdır ve en doğal ihtiyaçlarımızın dışında kalan her şey de, eylemlerimize hakim olan fikirlerimizdir."

*"Gerçek mutluluğun kaynağının bizde olduğunu, mutlu olmayı bileni bedbaht etmenin insanların elinde olmadığını öğrendim." (sahiden çok hoş bir cümle,farkında olup kimi zaman cümlesini kuramadığımız tarzdan)

*"Kendimi tamamen ruhumla konuşma zevkine bırakayım. O ruh ki, insanların elimden alamayacakları tek şeydir."

*"Bazen düşlerim düşüncelerle son bulur, fakat daha çok düşüncelerim düşlerle sona erer ve bu sırada ruhum, bütün zevkleri aşan bir vecde dalarak, hayal gücünün kanatları üzerinde tüm evrende süzülerek dolaşır."

*" Başımıza gelen herhangi bir kötülükte , etkisinden çok niyete bakarız.Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha kötü yaralayabilir,fakat kötü niyetli bir elin atacağı taş kadar derinden etkilemez.Darbe bazen ıskalayabilir ama niyet asla hedefini şaşırmaz."

*"...çünkü akıl,ancak kendini dinletebildiği zaman konuşur."

*"....Tanrı'nın beni yargılayabileceği sertlikle yargılıyorum kendimi."

Sayısız alıntı yapmak isterdim ancak bu kadarıyla örneklendirmek istedim..

Bu kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı fakat nasıl oldu da bunca zaman elime alamamış,derinliğine dalmaktan kendimi mahrum bırakmışım diye hayıflanırken,birden kendimce hep düşündüğüm "bazı kitapların zamanı vardır,o zaman gelmeden onu okusam da alacağım etki bunca müthiş olamaz,bu nedenle gözüme de görünmez" inancı beni kendime getirdi:) Çünkü bunca zaman okuduğum her kitabı doğru zamanda okumuş olduğuma inanarak bitirmenin keyfini hep yaşadım,bunda da olduğu gibi..

Herkesin kendi yaşamsal deneyimlerinden bir miktar benzerliği mutlaka yakalayabileceği pek çok sahneye şahit olmaması imkansız...


Anlaşılmayan ve anlaşılamadığı için kendini yalnız hisseden ruhlar ve bu nedenle de yalnızlığını sevenler..Seveceksiniz.. 


Çünkü içinde bulunduğumuz çağa hiç te yabancı olmayan tüm bu anlatımdaki gerçeklikler bize bir farkındalık sunuyor ve bu yalnızlığın farkındalığıyla ulaşılan tekamül esasında bir dönüşümdür..


Tekrar tekrar okunası hatta yaşanası güzellikte ...
 


Özlem Bayır

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Nar Ağacı-Nazan Bekiroğlu

"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
 Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin."


  Yazarın kalemi bunca güçlü olmasa,böylesi derin bir tarihi,aşkı,olayları ve duyguları anlatan bu zaman yolculuğunu öylesi sert ve sıcak iklimin buharlı yollarında,bazen kan ter içinde bazen üşüyerek,bazen aç kalarak ve hatta ölmeye bunca yaklaşmışken, bu kadar gerçekçi ve yaşayarak yapmak,bu duyguların etkisine girmek sanırım imkansızlaşırdı..Hep uzak bir geçmişe özlem duyarız ya hani,hep bizden önceki kimi bilindik hayatların hikayesine tanıklık etmek isteriz ya,hani o kadar tanıklık ki bu,o duyguları bire bir yaşamak,her bir karakterin başına gelen onca olaydaki davranışlarının neden'lerini ve nasıl'larını tam anlamıyla anlamak,kimi zaman hak vermek kimi zaman yermek ve belki de sorgusuz sualsiz sadece şahitlik etmek arzusuyla dolu güçlü bir özlem..

Bu bambaşka bir hikaye.
Bu öyle bir Settarhan ki..Ah! dedirtti her defasında..
Bu öylesi bir yolculuk ki,sizi alıp götüren,hep o zamanda yaşamak isteyip te sayfaları bitirmemek istercesine şu dünyaya geri gelmek istemediğiniz bir yolculuk..Ne varsa eskilerde var dediklerimizden..

Acı da olsa çetin de olsa,hepimizin hayatında olduğu gibi kimi zaman hep sil baştan başa sardığımız bir bilinmezin sağnağında ıslandığımız ve ne zaman durulacağını bilmediğimiz bir yağmur gibi olsa da hayat, ve fakat yine de "tüm hayatınızı yaşamadıkça kaderinizden şikayet etmeyin" dedirten bir teslimiyete adanabilen bir öykünün size bunca tesir etmesi, bir tefekkür zamanının daha geldiğini hissettiriyor..Bir süre daha kalırım o zamanın pek çok sahnesinde sanırım..Beynimin arka odalarında yer açıldı,gözlerimle ve ruhumla yaşadığım onca sahnenin fotoğraflarını biriktirdim usumda,o odalarda gezinmek üzere...

Yazara,bana hissettirdiği ve yaşattığı her şey için sonsuz saygı duyduğumu da söylemeliyim.Onunla birlikte bir gölge de ben oldum,bu mazinin ortağı oldum....

*"Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin."
Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresiydi...

*"Bazen en büyük hakikatlerin bilgisinin en büyük günahlarla yan yana durduğunu unutma Settarhan. Aşkın nizamı parçalanınca her şey göze abes görünmeye başlar.İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir...."

*"Aşık,kendisini yakacak cehennem ateşin önünde önce bir süre ısınır, bilmiyor musun?

*"Başkalarının ayıplarını araştıracak kadar temiz kim var içinizde, densizler?

*"Zaman sana hiç ummadığını ve biriktirmediğini getirir" buyurmamış mıydı Hz. Ömer Efendimiz?

*"Bu kadar hazin bir parça ancak hasretten söz edebilir ve bu kadar içli okumak için hasreti bilmiş olmak gerekir."

*"Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini,yaradılış mükemmeldi.Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık ta duymuyordu."

*"Padişahın,padişahtan daha fazla padişahçı olanlarca kuşatılmış olduğunu görmüyor musunuz?

*"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin."

*"Hem sadece bir kez görmek yetmez, iki kez görüşmeleri lazım,araya bir gecenin rüyası girmeli."

*"Bir ırmağın denize dökülme anından daha muhteşem bir şey varsa o da iki ırmağın birleşme anı ve iki büyük ırmak her coğrafyada aynı ihtişamla birleşiyor olmalı.Buna tanığım işte."

*"İnsan sadece kendisinin değil başkalarının da kaderinden sorumluydu.Hatta bazen insanın kaderi başkalarının kaderi üzerinden yazılıyordu."
....
"Birilerinin mucizesi olmak lazımdı Settarhan."

Ve son bir alıntıyla bu yolculuğa dair hissettiklerimi derinliğine anlatan en doğru satırlar sanırım bunlar olsa gerek;

"Bir tek şeyi bilmiyorum ama.Bütün ömrümce bilinmesi en fazla gerek şeyleri bilmediğim gibi:

 Bunca bilgiyi bunca duyguyu ne yapacağımı."

Sevgiler....
 

Özlem Bayır