Bu kitapla Tezer Özlü'ye olan saygım bir kat daha arttı..
Milliyet Sanat'taki kendi yazıları ve röportajlarından oluşan bu kitapta onun kültürel birikimine olan hayranlığımı ifade edecek cümleyi kuramam sanırım.
Sanatın hemen her dalına olan hakimiyetindeki güçlü duruşu, kendi yapıtlarını oluştururken ortaya koyduğu dil ve kültür hassasiyeti üzerine düşünüş biçimi,film festivallerinde gösterilen filmlere dair analizleri bana çok nitelikli bir bakış açısı sunarken,kitapta en çok ilgimi çeken ve hoşuma giden bölümlerden biri olan Tarkovsky röportajı gerçekten dikkatle ve özenle okunmaya değer.
Çok farklı niteliği olan bu kitabın insanı kültür-sanat eksenindeki pek çok konuda zenginleştiriyor olması yadsınamaz.
Tezer Özlü,muhteşem kadın....
Keyifli okumalar dilerim..
Özlem Bayır
27 Temmuz 2017 Perşembe
Vadideki Zambak - Honore De Balzac
Okuduğumuz her yapıt mutlaka betimlemelerden beslenir,olmazsa olmazdır en basit kitap için bile olsa yahut o kitap hangi alanda olursa olsun.Bir yazarın vazgeçilmezidir bir anlatıda.Ancak bu kitabı inanılmaz bir hayal gücü örneği ve "betimlemenin divası" olarak nitelendiriyorum...
Daha önce bu kadar sıra dışı etkileyicilikte ve bu kadar uzun cümlelerden oluşan tasvirlerin yer aldığı bir yapıt okumamıştım.Zaman zaman yorucu olsa da 'kim bilir daha neleri nasıl bir hayal gücüyle tavsir etmiştir' merakıyla okumaya devam ediyorsunuz.Pek çok yerde 'hadi canım' deyip o kısmı tekrar okuma hevesi içine giriyorsunuz.Bu kadarı olmaz dedirtiyor insana.. Kitabın konusu hayranlık uyandırmaktan çıkıyor,betimlemelerin çarpıcılığında kaybolup gidiyorsunuz...
Yazar adeta,bir taşı alıp yontarak,takdir edilesi bir çabayla işleyerek o taşı size altın tepside pahalı bir mücevher olarak sunma kabiliyeti sergilemiş tasvirlerinde.Yoktan var etme sanatı icra etmiş.Gözünüzde canlandıracağınız en sıradan görüntüyü inanılmaz bir ihtişamla en narin hislerle betimleyerek büyülenmenizin kaçınılmaz olduğunu satır satır ruhunuza nakşetme amacı gütmüş adeta.
Edebiyatta süslü ifadelere,imgelemlere,metaforlara,derinlikli ve çarpıcı betimlemelere ilgisi olanlar bu eseri aradıkları her şeyi bulabilecekleri tek rehber olarak olarak görebilir diye düşünüyorum..Ruhunuzu,düş dünyanızı ve kelime hazinenizi dahi çokça zenginleştiren inanılmaz güçlü bir yapıt..
Sanırım türünün tek örneği...
Keyifli okumalar dilerim.
Özlem Bayır
Daha önce bu kadar sıra dışı etkileyicilikte ve bu kadar uzun cümlelerden oluşan tasvirlerin yer aldığı bir yapıt okumamıştım.Zaman zaman yorucu olsa da 'kim bilir daha neleri nasıl bir hayal gücüyle tavsir etmiştir' merakıyla okumaya devam ediyorsunuz.Pek çok yerde 'hadi canım' deyip o kısmı tekrar okuma hevesi içine giriyorsunuz.Bu kadarı olmaz dedirtiyor insana.. Kitabın konusu hayranlık uyandırmaktan çıkıyor,betimlemelerin çarpıcılığında kaybolup gidiyorsunuz...
Yazar adeta,bir taşı alıp yontarak,takdir edilesi bir çabayla işleyerek o taşı size altın tepside pahalı bir mücevher olarak sunma kabiliyeti sergilemiş tasvirlerinde.Yoktan var etme sanatı icra etmiş.Gözünüzde canlandıracağınız en sıradan görüntüyü inanılmaz bir ihtişamla en narin hislerle betimleyerek büyülenmenizin kaçınılmaz olduğunu satır satır ruhunuza nakşetme amacı gütmüş adeta.
Edebiyatta süslü ifadelere,imgelemlere,metaforlara,derinlikli ve çarpıcı betimlemelere ilgisi olanlar bu eseri aradıkları her şeyi bulabilecekleri tek rehber olarak olarak görebilir diye düşünüyorum..Ruhunuzu,düş dünyanızı ve kelime hazinenizi dahi çokça zenginleştiren inanılmaz güçlü bir yapıt..
Sanırım türünün tek örneği...
Keyifli okumalar dilerim.
Özlem Bayır
25 Temmuz 2017 Salı
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Arthur Schopenhauer
Gerçek anlamda bilgelik kitabı,başucu kitabı,bir kütüphanede asaleten yerini alması gereken bir eser… Schopenhauer’e olan ilgim,onunla pek çok konuda örtüşen düşünüş biçimlerim onu her defasında daha derin bir bakış açısıyla anlamamı sağlıyor.Söz konusu yalnızlıksa belki de en iyi anlatımları,doğru ve anlaşılır biçimde sunan,idrak ettiren,öğretici ve deneyimleri nitelikli bir tefekkürle sorgulatıcı bir öğreti sunuyor.
Kitap yaşamdan kadere,insan ilişkilerinden toplumsal kanılara,bireysel tutumlarımıza,yaşamsal deneyimlerimizden elde ettiğimiz ruhsal verilerin önemine sıkça değiniyor.”Mutluluk ve yalnızlık” kavramı üzerinde altını çizerek duran,kendimize yapıp ettiklerimize dair düşündürücü öğütler veren,bilincimizi üst boyuta taşıyıp özgürleştiren,aklın kullanımı kılavuzu niteliğinde bir baş yapıt benim için..Onun dili kimi eserlerinde ağır gibi gelse de bu kitapta keyifli bir anlaşılırlığı ve akıcılığı olması sunduğu öğretiler bakımından bilme,anlama ve öğrenme heyecanını üst seviyeye çıkarıyor.
Hani vardır ya şanslı saydığım bazı insanların hayatında yaşlı,bilge insanlar olur ve diz dize yaşam bilgeliği sohbetleri yapılır.Hala var mıdır bilmem,varsa da ne mutlu insanlardır eminim..İşte bu kitap tam da onun gibi bir hissi uyandırdı bende.Dinlemesi o kadar zevkli ve insan ruhuna derinlemesine nüfuz eden bir etki yaratıyor ki,bundan sonraki hayatınızda mutluluk taleplerinizi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacağınız,acının üstesinden nasıl geleceğiniz ve hatta acının esasında ne olduğunu anlayacağınız,geçmiş ve şimdiki tüm ilişkilerinize dair sorgulamaları yeniden yapıp tüm olan biteni yeniden idrak edeceğiniz,yaşamınızın değerinin farkına yeniden varıp ona hak ettiği önemi vereceğinizi utangaç bir tavırla anlayacağınız ve bunu size kafanıza vura vura anlattığını düşündüğünüz Schopenhauer tatlı bir tebessümü de yüzünüze yerleştiriveriyor.Adeta ona söz veriyor, keyifleniyorsunuz.
Hepimiz bu yaşamın içindeyiz ve hepimiz benzer hikayeleri başka biçimlerde yaşamaya devam ediyoruz. Kendi hikayelerimizde şahsımıza dair kişilik özellikleri,ruhsal ve çevresel faktörler,maddi manevi psikolojiler,yaş ve yaşanmışlıklar,bize sonradan eklenen karakter özellikleri,aile,edilgen durumlarımız ve toplumsal etkiler her ne kadar belirleyici olsa da aldığımız tavırlarda ve seçimlerimizde, bu kitaptaki tüm bu öğretiler bundan sonraki aşamalarda eminim ki daha rahatlatıcı bir psikolojiyle ilerlememizi sağlayacaktır…
Yaşamak gerçekten kolay,yaşamı zorlaştıran bizleriz..
Mutluluksa çok basit..Onu aramayı bırakın..
Yalnızsanız,yalnızlık bu hayatın en büyük lüksü..Buna şiddetle katılıyorum:))
Hayatta keyif alınacak o kadar çok şey var ki,neler olduğunu bilgece anlattığında yumuşacık oluyor ruhunuz..Ruha dokunmak böyle bir şey..Ve siz buna hazırsanız o dokunuşu hissetmememiz imkansız..
Yaşamın altın kurallarını bir bir sıraladı Schopenhauer,şimdi sıra bizde…
Keyifli okumalar dilerim...
Özlem Bayır
Kitap yaşamdan kadere,insan ilişkilerinden toplumsal kanılara,bireysel tutumlarımıza,yaşamsal deneyimlerimizden elde ettiğimiz ruhsal verilerin önemine sıkça değiniyor.”Mutluluk ve yalnızlık” kavramı üzerinde altını çizerek duran,kendimize yapıp ettiklerimize dair düşündürücü öğütler veren,bilincimizi üst boyuta taşıyıp özgürleştiren,aklın kullanımı kılavuzu niteliğinde bir baş yapıt benim için..Onun dili kimi eserlerinde ağır gibi gelse de bu kitapta keyifli bir anlaşılırlığı ve akıcılığı olması sunduğu öğretiler bakımından bilme,anlama ve öğrenme heyecanını üst seviyeye çıkarıyor.
Hani vardır ya şanslı saydığım bazı insanların hayatında yaşlı,bilge insanlar olur ve diz dize yaşam bilgeliği sohbetleri yapılır.Hala var mıdır bilmem,varsa da ne mutlu insanlardır eminim..İşte bu kitap tam da onun gibi bir hissi uyandırdı bende.Dinlemesi o kadar zevkli ve insan ruhuna derinlemesine nüfuz eden bir etki yaratıyor ki,bundan sonraki hayatınızda mutluluk taleplerinizi yeniden gözden geçirmenizi sağlayacağınız,acının üstesinden nasıl geleceğiniz ve hatta acının esasında ne olduğunu anlayacağınız,geçmiş ve şimdiki tüm ilişkilerinize dair sorgulamaları yeniden yapıp tüm olan biteni yeniden idrak edeceğiniz,yaşamınızın değerinin farkına yeniden varıp ona hak ettiği önemi vereceğinizi utangaç bir tavırla anlayacağınız ve bunu size kafanıza vura vura anlattığını düşündüğünüz Schopenhauer tatlı bir tebessümü de yüzünüze yerleştiriveriyor.Adeta ona söz veriyor, keyifleniyorsunuz.
Hepimiz bu yaşamın içindeyiz ve hepimiz benzer hikayeleri başka biçimlerde yaşamaya devam ediyoruz. Kendi hikayelerimizde şahsımıza dair kişilik özellikleri,ruhsal ve çevresel faktörler,maddi manevi psikolojiler,yaş ve yaşanmışlıklar,bize sonradan eklenen karakter özellikleri,aile,edilgen durumlarımız ve toplumsal etkiler her ne kadar belirleyici olsa da aldığımız tavırlarda ve seçimlerimizde, bu kitaptaki tüm bu öğretiler bundan sonraki aşamalarda eminim ki daha rahatlatıcı bir psikolojiyle ilerlememizi sağlayacaktır…
Yaşamak gerçekten kolay,yaşamı zorlaştıran bizleriz..
Mutluluksa çok basit..Onu aramayı bırakın..
Yalnızsanız,yalnızlık bu hayatın en büyük lüksü..Buna şiddetle katılıyorum:))
Hayatta keyif alınacak o kadar çok şey var ki,neler olduğunu bilgece anlattığında yumuşacık oluyor ruhunuz..Ruha dokunmak böyle bir şey..Ve siz buna hazırsanız o dokunuşu hissetmememiz imkansız..
Yaşamın altın kurallarını bir bir sıraladı Schopenhauer,şimdi sıra bizde…
Keyifli okumalar dilerim...
Özlem Bayır
20 Temmuz 2017 Perşembe
Koloni - Jean-Christophe Grangé
Jean-Christophe Grangé gerçek anlamda nefes nefese kalacağınız başarılı bir yapıt sunuyor.Bu gerilim ve maceranın dışında kalmanız imkansız.Olay kurgusu ve örgüsü sizi her bölümde daha çok içine alırken bir sonraki bölüme bir an önce ulaşma arzusundan kendinizi alamıyorsunuz,ki zaten bölümlerin 2-3 sayfadan oluşması size hız kazandırıyor..
Bazı yapıtlar için ne söyleseniz eksik kalır,işte bu kitap ta o cinsten.. Beni en çok etkileyen kısım ise,tarihsel ve politik anlamda uluslararası temele dayandırılan bilgilerin bu kurgunun içine yerleştirilme biçimi.Okurken bilmediğiniz acımasız ve kanlı tarihe dayalı edindiğiniz bilgiler sizi ürkütürken,öte yandan günümüzdeki uluslararası tarikatların da oluşumu,yapılanması ve güçlenmesi hakkında size ipucu verir gibi bir bilgiyi de sunması bakımından göz açtırıcı gerçekliklerle yüzleştirmesi ise sarsıcı bir etki yaratmayı başarıyor.Bir başkomiser için bir cinayet ne denli bir serüvenin kapılarını açar ki?Akıl almaz bir gerilimin içinde buluvermek kendini..Bitmek bilmeyen,koşturmalar,yakalanan ipcuları peşinde sürülen izler,araştırmaların her defasında daha da derinlik kazanması,her yeni sorgulamanın şaşırtıcı bir boyuta taşınması,her türlü riski göze almalar..Etkisi uzun süre kalacak bir gerilim..Bundan sonra duyacağınız her “çığlığın” size Koloni’yi hatırlacağı düşüncesi ise sanırım yadsınamaz bir gerçeklik olarak hafızada kendine yer ediniyor…
Şunu da belirtmeden geçmek istemem,Koloni’yi (2009) okurken,daha ilk cinayetten itibaren beynim beni Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’na (2010) doğru yürütmeye başladı..2.cinayet,3. 4. diye ilerlemekten kendimi alamadım.Çünkü her iki kitapta da cinayetler belli bir ritüele göre işleniyor.Aynı şekilde birbirine benzeyen şüphe uyandıran ölümler,tarihsel,sanatsal,siyasi ve dinsel içeriği olan seri cinayetler benzer bir yolculuğun içinde olduğum hissini verdi bana.Her iki yazara da haksızlık etmek istemem tabi kesinlikle.Ancak İstanbul Hatırası da seri cinayetlerin ilerleyişiyle başlıyor ve bu cinayetler arasında devam eden soruşturmalar bu kitapta da olduğu gibi şaşırtıcı biçimde sanatsal,tarihsel,dinsel,siyasi ve örgütsel öğelere dayandırılan bir olay örgüsü içinde hikaye ediliyor..Ve baş karakterlerin de aynı şekilde eşini kaybetmiş yalnız yaşayan aksi ve yaşlı bir başkomiser ve genç bir komiser,külüstür bir araba vs. şeklindeki benzeşimleri,aralarındaki diyaloglar,kendi başlarına ipucu kovalamalar birbirlerinden habersiz vs. beni engel olamadığım bir kıyasın içine itti.Tabiki tamamen bu etkiyle okumadım ama bu benzerliklerin olması açıkçası beni şaşırttı diyebilirim.
Her şeye rağmen polisiye,gerilim ve macera sevenler için oldukça doyurucu,sarsıcı ve yeri gelince tahammülü zor acıların olduğu güçlü bir hikaye..Öyle ki satır aralarına özenle yerleştirilmiş kimi cümleler,monologlar var ki,içinde bulunduğumuz ulusal ve küresel sistemlerin ne denli çarpıcı ve ürkütücü boyutlarda olduğunu,bilmediğimiz arka odalarda dönen oyunların kim bilir ne tür ayrıcalıklı politikalar ve güç savaşları uğruna amaçlanmış olduğunu asla bilemeyeceğimizi özetler gibi..
Ve elbette ki Koloni,sanırım tam da bunu anlatmak ister gibi adeta….
Keyifli okumalar dilerim…
Özlem Bayır
31 Mart 2017 Cuma
Olağan Psikopatlar - Kevin Dutton
Psikolojiye ilginiz varsa zaten bir gün elinize geçer ve okursunuz,ancak ilginiz yoksa mutlaka okuyun,çünkü ilginizi çekecek pek çok şeyi size öğretecek bir kitap.Hepimiz psikolojik etkiler altındayız ve psikolojimizi temellendiren dinamiklerle yaşayan varlıklar olduğumuzdan bizi ve çevremizdeki insanların tavır ve davranışlarındaki nedenler hakkında güçlü bilgiler veren,psikopatik kişiliklerin ise hayatımızda çokça yer aldığını örneklerle ve bilimsel çalışmalarla anlatan bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Hatta hepimiz biraz psikopatik özellikleri taşıyoruz,ancak uç noktalardaki psikopatların hayatımızın ne kadar çok içinde olduklarını,ancak onlara dair belirleyici özellikleri bilemediğimizden kendilerini nasıl kamufle ettiklerini ve bizleri nasıl ele geçirdiklerini,günümüzde ise bu psikopat kimliğinin nasıl yükselişe geçtiğini hiç düşünemeyeceğiniz noktalardan size anlatan bu kitap belki de hızla gelişen dünyanın değişen insan kimliklerinin ve insan psikolojilerinin hangi boyutlara ulaşıp ta hayatlarımızın içine nasıl dahil olabildiklerini ve tehdit edici unsurlarını detaylarıyla anlatması bakımından da okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bir psikopatın yedi özelliği; kitapta bunu yedi ölümcül anahtar ya da psikopatlığın yedi çekirdek ilkesi olarak ifade ediyor:
*Acımasızlık
*Cazibe
*Odaklanma
*Zihinsel sağlamlık
*Korkusuzluk
*Farkındalık
*Eylem
Ve bu maddeler ardından yaptığı açıklamalardan sonra en dikkat çekici cümle şu;
"Marifet psikopat olmakta değil, 'metot psikopatı' olmakta.Şartlar gerektirdiğinde o karaktere bürünebilmekte.Ve ardından istisnai durum sonra erdiğinde tekrar normal kişiliğe dönüşebilmekte."
(Şahsen tanıdığım kişilerle bu bilgiyi/bilgileri kıyasladığımda doğruluğunu tasdik etmiş oluyorum.)
Ve şu cümle psikopatlara dair bir sorunu açıklayıcı niteliktedir;
"..psikopatların sorunu boğazlarına kadar şeytani kötülükle dolu olmaları değil.İronik bir şekilde,gerçek bunun tam tersi.Onlar iyi bir şeyi aşırıya kaçırmış olanlar."
Düşüncelerinizi, bulunduğunuz yere ve an'a yoğunlaştırmanın,hem psikopatlığın hem de ruhsal aydınlanmanın ortak noktası olduğunun altını çiziyor.
Psikopatların tamamen iyi olmadığı veya tamamen kötü olmadığı konusunda uzunca değerlendirmeler ve araştırma örnekleri mevcut.Belki şimdi sorarsınız,psikopatın iyisi mi olur? Evet olur,her psikopat illaki fiziksel zarar verici nitelikte değildir,diye açıklıyor,ancak duygusal anlamda zarar verici olanından da bahsediyor.Bunun psikopatlar üzerindeki en masum özet açıklama olduğunu söyleyebilirim.Ancak psikopatların bazı duygusal özelliklerden yoksunluğunu örneğin,empati becerisinden yoksunluğunu pek çok örnekte dile getirirken,onların sosyal hayatın içinde zarar verdikleri insanlara dair umursamazlıklarının en büyük nedenlerinden birinin de bu olduğunu özellikle belirtiyor.Örneğin bir seri katili anlatırken,katilin işini soğukkanlılıkla bitirdikten sonra öldürdüğü adamın ceketini çok beğendiği için alıp giydiğini ve sonrasında bir bara gidip eğlendiğini ve barda bir kadınla geceyi normal bir şekilde hiçbir şey olmamış gibi bitirdiğini yaşanmış bir örnekle anlatıyor.Psikopatlığın hem genetik hem de çevresel etkenlerle ilintili olan bir ruhsal durum olduğunun da altını çizerken,psikopatik özellikleri maddeler halinde sıralayıp bu özelliklerin yaşamın içindeki yansımalarının nasıl olduğunu yani birlikte oldukları insanlara,sosyal çevrelerindeki iletişimlerine ve genel hayatlarına nasıl yansıdığını ilgi çekici biçimde anlatıyor.
Eğer iyi bir gözlemciyseniz ve onlara dair bu bilgilere sahipseniz bir psikopatla buluştuğunuzu,onunla çay içtiğinizi,belki de en iyi arkadaşınızın bir psikopat olduğunu, hatta ona aşık olduğunuzu anlarsınız,bu sizi ürkütse de... Ancak şunu da belirtmeliyim ki,bazı bölümleri okurken,psikopatları artık daha net anlamış olacağınızdan,onlara imrenme duygusunu içinizde hissedeceğiniz anlar olacaktır...
Bu anlamda kitapta pek çok örnek vaka değerlendirmelerinin mevcut olması kitabı okuma zevkini artırırken,öğrendiklerinizin şaşkınlığıyla da buz gibi olduğunuzu hissettiriyor size.Heyecanı yüksek bir gerilim filmi izler gibisiniz kimi bölümlerde ama hepsi yaşanmış olaylardan. Bölümler, vaka örneklemeleri ve değerlendirmeleri nedeniyle çok fazla uzun değil,kimi bölümlerin ise örnek vakaların bilimsel araştırma boyutları,kişilere yapılan farklı testler ve detayları nedeniyle uzunluğu söz konusuyken,kimi bölümler iki sayfa olduğundan sizi sıkmıyor,tam tersi hemen bir sonraki bölüme geçmek istiyorsunuz.
Ağırlıkla roman okuyan arkadaşlara araya çeşitleme olması bakımından şiddetle öneriyorum.Bazen okuduğumuz türü değiştirmek ruha iyi geliyor;)
Kitaptan bazı alıntılar:
*Ödül Peşinde
Psikopatlar yemek,seks ve para gibi fiziksel ihtiyaçlara dair iki kat daha fazla sözcük kullanırken psikopat olmayanlar aile,din ve inanç gibi sosyal ihtiyaçları öne çıkarıyormuş.Üstelik iki grubun suç işlemedeki kişisel nedenlerinde de farklılıklar saptamışlar.
Hatta hepimiz biraz psikopatik özellikleri taşıyoruz,ancak uç noktalardaki psikopatların hayatımızın ne kadar çok içinde olduklarını,ancak onlara dair belirleyici özellikleri bilemediğimizden kendilerini nasıl kamufle ettiklerini ve bizleri nasıl ele geçirdiklerini,günümüzde ise bu psikopat kimliğinin nasıl yükselişe geçtiğini hiç düşünemeyeceğiniz noktalardan size anlatan bu kitap belki de hızla gelişen dünyanın değişen insan kimliklerinin ve insan psikolojilerinin hangi boyutlara ulaşıp ta hayatlarımızın içine nasıl dahil olabildiklerini ve tehdit edici unsurlarını detaylarıyla anlatması bakımından da okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Bir psikopatın yedi özelliği; kitapta bunu yedi ölümcül anahtar ya da psikopatlığın yedi çekirdek ilkesi olarak ifade ediyor:
*Acımasızlık
*Cazibe
*Odaklanma
*Zihinsel sağlamlık
*Korkusuzluk
*Farkındalık
*Eylem
Ve bu maddeler ardından yaptığı açıklamalardan sonra en dikkat çekici cümle şu;
"Marifet psikopat olmakta değil, 'metot psikopatı' olmakta.Şartlar gerektirdiğinde o karaktere bürünebilmekte.Ve ardından istisnai durum sonra erdiğinde tekrar normal kişiliğe dönüşebilmekte."
(Şahsen tanıdığım kişilerle bu bilgiyi/bilgileri kıyasladığımda doğruluğunu tasdik etmiş oluyorum.)
Ve şu cümle psikopatlara dair bir sorunu açıklayıcı niteliktedir;
"..psikopatların sorunu boğazlarına kadar şeytani kötülükle dolu olmaları değil.İronik bir şekilde,gerçek bunun tam tersi.Onlar iyi bir şeyi aşırıya kaçırmış olanlar."
Düşüncelerinizi, bulunduğunuz yere ve an'a yoğunlaştırmanın,hem psikopatlığın hem de ruhsal aydınlanmanın ortak noktası olduğunun altını çiziyor.
Psikopatların tamamen iyi olmadığı veya tamamen kötü olmadığı konusunda uzunca değerlendirmeler ve araştırma örnekleri mevcut.Belki şimdi sorarsınız,psikopatın iyisi mi olur? Evet olur,her psikopat illaki fiziksel zarar verici nitelikte değildir,diye açıklıyor,ancak duygusal anlamda zarar verici olanından da bahsediyor.Bunun psikopatlar üzerindeki en masum özet açıklama olduğunu söyleyebilirim.Ancak psikopatların bazı duygusal özelliklerden yoksunluğunu örneğin,empati becerisinden yoksunluğunu pek çok örnekte dile getirirken,onların sosyal hayatın içinde zarar verdikleri insanlara dair umursamazlıklarının en büyük nedenlerinden birinin de bu olduğunu özellikle belirtiyor.Örneğin bir seri katili anlatırken,katilin işini soğukkanlılıkla bitirdikten sonra öldürdüğü adamın ceketini çok beğendiği için alıp giydiğini ve sonrasında bir bara gidip eğlendiğini ve barda bir kadınla geceyi normal bir şekilde hiçbir şey olmamış gibi bitirdiğini yaşanmış bir örnekle anlatıyor.Psikopatlığın hem genetik hem de çevresel etkenlerle ilintili olan bir ruhsal durum olduğunun da altını çizerken,psikopatik özellikleri maddeler halinde sıralayıp bu özelliklerin yaşamın içindeki yansımalarının nasıl olduğunu yani birlikte oldukları insanlara,sosyal çevrelerindeki iletişimlerine ve genel hayatlarına nasıl yansıdığını ilgi çekici biçimde anlatıyor.
Eğer iyi bir gözlemciyseniz ve onlara dair bu bilgilere sahipseniz bir psikopatla buluştuğunuzu,onunla çay içtiğinizi,belki de en iyi arkadaşınızın bir psikopat olduğunu, hatta ona aşık olduğunuzu anlarsınız,bu sizi ürkütse de... Ancak şunu da belirtmeliyim ki,bazı bölümleri okurken,psikopatları artık daha net anlamış olacağınızdan,onlara imrenme duygusunu içinizde hissedeceğiniz anlar olacaktır...
Bu anlamda kitapta pek çok örnek vaka değerlendirmelerinin mevcut olması kitabı okuma zevkini artırırken,öğrendiklerinizin şaşkınlığıyla da buz gibi olduğunuzu hissettiriyor size.Heyecanı yüksek bir gerilim filmi izler gibisiniz kimi bölümlerde ama hepsi yaşanmış olaylardan. Bölümler, vaka örneklemeleri ve değerlendirmeleri nedeniyle çok fazla uzun değil,kimi bölümlerin ise örnek vakaların bilimsel araştırma boyutları,kişilere yapılan farklı testler ve detayları nedeniyle uzunluğu söz konusuyken,kimi bölümler iki sayfa olduğundan sizi sıkmıyor,tam tersi hemen bir sonraki bölüme geçmek istiyorsunuz.
Ağırlıkla roman okuyan arkadaşlara araya çeşitleme olması bakımından şiddetle öneriyorum.Bazen okuduğumuz türü değiştirmek ruha iyi geliyor;)
Kitaptan bazı alıntılar:
*Ödül Peşinde
Psikopatlar yemek,seks ve para gibi fiziksel ihtiyaçlara dair iki kat daha fazla sözcük kullanırken psikopat olmayanlar aile,din ve inanç gibi sosyal ihtiyaçları öne çıkarıyormuş.Üstelik iki grubun suç işlemedeki kişisel nedenlerinde de farklılıklar saptamışlar.
*Aklıselim MaskesiDerler ki psikopat, duygunun kelimelerini anlar ama müziğini duyamaz!
*Bugün dahi,kaygılı insanlar tehlikeyi hissetme konusunda diğerlerinden daha başarılılar.
*İçinde bir parça delilik barındırmayan deha yoktur.
Aristotales
Aristotales
*Oscar Wilde kendisine,
-Yanınızda keskin bir şey var mı? sorusunu yönelten ABD Gümrük Ofis memuruna
-Yalnızca zekam!
diyerek yanıt vermiştir.
-Yanınızda keskin bir şey var mı? sorusunu yönelten ABD Gümrük Ofis memuruna
-Yalnızca zekam!
diyerek yanıt vermiştir.
*Zayıflığı sezmek,bir seri katilin alet çantasında taşıdığı yeteneklerden biri.
*Psikopatların ortak bir özelliği varsa, o da paravanlarının arkasında acımasız bir yırtıcının buz gibi soğuk kalbi çarpıyor olmasına rağmen,kendilerine sıradan insan havası verme konusundaki dört dörtlük becerileridir.
*Psikopatlar pişmanlık duygusunu hissedemiyor.
*Psikopatlar gözlerini diğer insanlara göre biraz daha az kırparlar. O sinirleri gerici,hipnotize edici havalarında bunun da payı vardır.
*Bilmediğin şey seni üzemez!
*"Duygu boşa harcanan enerjidir ve işleri zorlaştırır."
*Kişilik,tek atışta hedefi vurabileceğiniz basit oyunlar için fazla karmaşık bir yapı.
*Kimlik BunalımıPsikopatların ikna kabiliyetleri emsalsiz,karşısındakinin ruhunu okuma becerileri efsanevi.Aynı özellikler,soğuk mavi bakışları ve dahi seviyesinde IQsu olan tecavüzcü katil Joe için de geçerli.Hatta o derece kibir psikopatla görüşürken karşınızdakinin kim olduğunu bilmiyorsanız bir gariplik olduğunu anlamanız çok güç.
*Deliliğin MatematiğiMantıksız davranmak bazen en mantıklı seçim olabilir.
*Buzda ŞampanyaÇoğu insan sohbet esnasında size ne söylediğine dikkat etmez.Sözler bir kere ağızdan çıkınca unutulur gider.Ama bir dolandırıcı her ayrıntıya kulak kesilir.Terapide olduğu gibi,o insanın içine girmeye,küçük şeylerden kim olduklarını anlamaya çalışırsın.Ve hepsi küçük şeylerin içinde saklıdır.Şeytan ayrıntıda gizlidir.
*Devir Değişiyor"Çevrene baktığında,yani modern topluma,sence gitgide daha mı psikopat oluyoruz?"
......
2011'de Japonya'da 17 yaşında bir çocuk iPad alabilmek için böbreklerinden birini sattı.Çin'de,bir pazar yerinde sokak ortasında kalan iki yaşında bir çocuğa bir kez değil iki kez araba çarptı ve orada bulunanlar tınmadılar bile.Dehşete düşen birkaç vatandaş hükümete bir dilekçe yazarak bir daha böyle bir şey olmaması için "İyi Vatandaş Yasası" nın geçmesini talep ettiler.
*İyi Vatandaş Yasası(Good Samaritan Law);zor durumda olan birine yardım etmemeyi suç sayan yasadır.
......
2011'de Japonya'da 17 yaşında bir çocuk iPad alabilmek için böbreklerinden birini sattı.Çin'de,bir pazar yerinde sokak ortasında kalan iki yaşında bir çocuğa bir kez değil iki kez araba çarptı ve orada bulunanlar tınmadılar bile.Dehşete düşen birkaç vatandaş hükümete bir dilekçe yazarak bir daha böyle bir şey olmaması için "İyi Vatandaş Yasası" nın geçmesini talep ettiler.
*İyi Vatandaş Yasası(Good Samaritan Law);zor durumda olan birine yardım etmemeyi suç sayan yasadır.
*Beni Psikopat YapHer şey harika olsa bile kendimizi kötü hissetmemize neden olabilen bir şey vicdan!
*Suçlu Olmak Benim Suçum mu?60'larda Alan Harrington adında bir yazar vardı.Psikopatlığın,evrimin bir sonraki basamağı olduğuna inanıyordu.Toplum gittikçe hızlanır ve bağlar gevşekleşirken,doğal seçilimin bir sonraki numarası bu olacaktı.
*Aklıselim MaskesiCleckley,psikopatın robot resmini şöyle çiziyor;
Psikopat zeki biridir,ayırt edici özellikleri duygu yoksunluğu,utanma duygusunun olmaması,benmerkezcilik,yüzeysel cazibe,suçluluk ve kaygı hissetmeme,cezadan etkilenmeme,hareketlerinin önceden kestirilememesi,sorumsuzluk,insanları kullanma ve kimseyle uzun süre ilişki kuramama.Cleckley aynı zamanda çizdiği portrenin bazı yerlerine dehanın fırça darbelerini serpiştirmiş.Psikopatı "kurnaz ve kıvrak zekalı", "hoşsohbet", ve "olağandışı bir cazibeye sahip" diye betimlemiş.
Psikopat zeki biridir,ayırt edici özellikleri duygu yoksunluğu,utanma duygusunun olmaması,benmerkezcilik,yüzeysel cazibe,suçluluk ve kaygı hissetmeme,cezadan etkilenmeme,hareketlerinin önceden kestirilememesi,sorumsuzluk,insanları kullanma ve kimseyle uzun süre ilişki kuramama.Cleckley aynı zamanda çizdiği portrenin bazı yerlerine dehanın fırça darbelerini serpiştirmiş.Psikopatı "kurnaz ve kıvrak zekalı", "hoşsohbet", ve "olağandışı bir cazibeye sahip" diye betimlemiş.
*Manyetik KişilikAmigdala,beynin duygu kontrol kulesidir.Duygusal hava sahamızı idare eder ve olaylara verdiğimiz duygusal tepkileri düzenler.Ama psikopatlarda bu hava sahasının korkulara karşılık gelen bölümü boştur.
*Düşmanın yüzüne gülümseyebilmek genelde yüksek ruhsal zekanın işaretlerinden biri olarak kabul edilir.
*Süper Uyanıklık-P KuşağıHarrington'un tanımına göre psikopat, "yeni insan" : kaygı ve vicdan azabının prangalarından kurtulmuş bir psikolojik süper kahraman.Gaddar ve maceraperest.Ama aynı zamanda durum gerektirdiğinde iç açıcı bir havaya bürünebiliyor.
*FarkındalıkSeni yıldıran şey şiddet değildir,şiddet tehdididir.O zaman neden sadece şu anla ilgilenmiyoruz?
*Psikopatlar şuanda yükselişe geçmiş durumda.Ve ne kadar yükselişte olurlarsa,hareketleri o kadar normal olarak kabul görmeye başlıyor.
*Ben Jenerasyonu**Kitap okumak,beyinlerimizin kadim korteks yatağına yeni nöral yollar kazıyor.Dünyayı görüş şeklimizi değiştiriyor.Nicholas Carr'ın son dönemdeki "Okurların Hayalleri" adlı denemesinde dile getirdiği gibi, "başkalarının iç yaşamlarına daha duyarlı yapıyor."
Isırılmadan vampir oluyoruz.Bir başka deyişle,daha empatik!
Kitapların yaptığı şeyi internetin sunduğu sanal dünya yapamıyor!
Isırılmadan vampir oluyoruz.Bir başka deyişle,daha empatik!
Kitapların yaptığı şeyi internetin sunduğu sanal dünya yapamıyor!
*Tepeye Çıkmak İçin Namınızı Önceden Yukarı Gönderin!Acımasızlık.Korkusuzluk.İkna kabiliyeti.Cazibe.Ölümcül bir birleşim-ama yeri geldiğinde hayat kurtarıcı bir birleşime dönüşüyor.Bugünün katilleri dünün barış sağlayıcılarının omuzlarında gizli gizli günümüze kadar evrilmiş olabilir mi?Bu olasılığı yabana atamayız!
*İş dünyasındaki psikopatlarİş dünyasında genel nüfusa oranla çok daha yoğun psikopatik kişilik olduğuna şüphe yok!
*Yolda Telef OlanlarEn büyük hazine,kendine hakim olmaktır,diye yazmıştı 11.yy Budist hocası Atisha.En büyük sihir,kişinin arzularına yön vermesidir.Görünüşe bakılırsa psikopatlar bu konuda hepimizden bir adım önde başlıyorlar.
*Buzda ŞampanyaGreg Morant'ı ele alalım.Morant,Amerika'nın en başarılı dolandırcılarından biri.Ve iş psikopatlığa geldiğinde,tanışma şerefine eriştiklerim arasında cazibe ve acımasızlıkta ilk beşe girer.Onunla New Orleans'taki beş yıldızlı bir otelin barında buluştuk.Önce 400 dolarlık bir şişe Cristal şampanya ısmarladı,ardından cüzdanımı geri verdi.
*FarkındalıkBir daha korktuğun bir durum olduğu zaman şöyle düşün: "Eğer böyle hissetmiyor olsaydım ne yapardım? Ve onu yapmaya koyul!"
Keyifli okumalar dilerim..
Özlem Bayır
Keyifli okumalar dilerim..
Özlem Bayır
Sis ve Gece - Ahmet Ümit
Ahmet Ümit okurken beynimdeki çöplükleri boşaltıyorum sanki,o derece bir hafifleme rahatlama hissediyorum.Terapi gibi..Dünyadan koparıyor bambaşka bir hisle,adeta kitabın içindeki polis ben oluyorum.Çünkü hep finali bulmaya odaklıyım,bulamayınca deliriyorum..
Sorgu odalarına girip çıkıyorum,gelen acil telefonlara yetişmeye çalışıyorum bir arabanın içinde giderken,bir umutla ipucu arıyorum,hızla çıkıyorum merdivenleri..Kendime sakladıklarımı biri anlamasın diye de üstün bir çaba içine giriyorum,endişelerim ruhumda titriyor,uykularım delik deşik bazen..Hep bir kovalamaca hep bir hareket içinde olmak sabit bir haldeyken bile,elimde kitap,kitap içinde bir hayatın içinde olmak durmaksızın,soluk soluğa bir telaş,kafamda bitmek bilmeyen sorular,olasılıklar...
Bir sisle kaplı sanki her şey,bir gece gibi karardı ortalık! Hiçbir şey net değil..Lanet olsun bir türlü ulaşamıyorum aradığım cevaba..Oysa o kadar da dikkatliyim,o kadar tecrübeliyim bu işte..Ama hangi detayı kaçırıyorum ki bu iş bu kadar çıkmaza giriyor?
Mine nerede peki? Nerede bu kız?
Hiçbir şeyi tahmin edemez duruma geliyor beynim..Onca bilgi topladım,onca olasılık düşündüm ama hiçbiri beni sonuca ulaştırmıyor..Zaman geçtikçe kendimi inandırmaya çalışıyorum kötü sonuca çaresizce..Ama ya değilse?
Bu ikilemler arasında yaşadığım gel-git beni yoruyor,sinirlendiriyor!Bir kitlenme noktasındayım şimdi..Beynim tüm kapıları kapatıyor..Mine nerede?
Ve hiç ummadığım bir kapı açılıyor aniden,hiç hesap etmediğim,hatta üstünde durmadığım bir detaydı bu oysa!..Hayır olamaz! şaşkınlık,şok,acı,ruhumu kaplayan telaşla isyanım zirve yapıyor..Kalbimdeki acı o zirvede tırmanışa geçiyor..Kendime olan öfkemi nasıl cezalandırmalıyım peki?İşte tam da o anda beynim ta en başından tüm hikayeyi yeniden sahnelerken, zihnimdeki trafik o kapının önünde beni tutsak ediyor!Açamıyorum o kapıyı bir türlü..
"N'olur olmasın!" diye çığlıklar attığım içsel yakarışımın gürültüsündeki enkazın altında can çekiştiğim acım beni oracıkta paramparça ediyor!
Mine!!!.........
*Ahmet Ümit'in yabancı dile çevrilen ilk Türk polisiye romanı ve aynı adla sinemaya aktarılan eseri olması nedeniyle de ayrıcalıklı bir değere sahip.
Keyifli okumalar dilerim
Özlem Bayır
28 Mart 2017 Salı
Sis - Miguel De Unamuno
Bu kitabı ocak ayındaki kitap fuarında almış,8 Ocak 2017 diye de üzerine not düşmüştüm.Ancak sırasını beklemek zorunda bıraktığım kitaplardan biriydi.Belki de yazarı tanımıyor oluşum ve aldığım ilk kitabı olmasıydı bu sıralamanın nedeni.Hakkında bildiğim tek şey ise,bir gün bir arkadaşıma hediye aldığım kitaba yazdığım ve ona ait olan “Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır” sözüydü.Ve artık okunma zamanı geldiğini düşünüp elime aldığım andan itibaren içinde kaybolduğum düşünsel bir serüvene dahil olacağımı tahmin edemediğim ve bitişinden üzüntü duyduğumu hissettmeme de neden olan güzellikte bir kitap olduğu fikriydi.Böylesi güçlü bir yapıtla karşılaşınca istiyorsunuz ki bundan sonra elinize aldığınız ilk kitaptan itibaren tüm diğerleri bu şekilde sizi doyursun,düşünsel sarsıntı yaşatsın,size eklemlensin,varlığınıza yeni bir esinti kaynağı olsun…
Bu,bir roman tasvirindeki derinlikli bir felsefi yaratımdı bana göre..Ve felsefeye ilginiz varsa ruhunuza ayrıcalıklı bir doyum sunacağına emin olun…
Kitaba normal bir romana başlar gibi başlıyorsunuz,varlıklı bir adam,güzel bir kadın,bir ev, süregiden bir yaşam ve birkaç insan daha.. Normal ve bilindik bir hikaye kurgusu başlangıcı olduğunu size düşünürerek kadın-erkek ilişkisi ile başlatılan romanın aslında öyle olmadığını ve olmayacağını, satırlarda kontrolsüzce ilerleyişinizi fark ederken dikkatinizi daha farklı bir çabayla toplamaya başlıyorsunuz.Bu çaba daha çok düşünsel yetilerinizi ortaya koymanız gerektiğinin alarmını verir gibi bir uyarıya dönüşmeye başlıyor!Çünkü şimdiye kadar okuduklarınızdan farklı bir kurguda yer aldığınızı hissettiren bir yazarla tanışmış olduğunuzu anlamaya başlamakla birlikte romanın felsefi derinliği olan bir anlatıya dönüşeceğinin idraki üzerinde olacağınız Unamuno’nun ne demek istediğini anlamak üzere size farkındalığınızı artırıcı bir oturuş pozisyonu aldırıyor..Algılar açık,dikkat uyanık,beyin çalışmaya hazır…
Önsözden itibaren karşılaştığınız cümlelerdeki felsefi mesajların hayata dair değinmelerinde zihin istemdışı da olsa sorgulamaya başlıyor bile. Altını çizdiğim ilk satırlardan biriydi önsözde; “..bir yerde acı yoksa ironi de yoktur ve sakınım mizahla kavga halindedir..” Önsözün çekiciliği ise başlı başına kafa yorulması gereken bir bölüm olarak önce sizi etkisi altına alarak düşündürmeye zorlarken kitabın sonlarına geldiğinizde zaten yaşamış olduğunuz genel şaşkınlığınız daha da artıyor.Önsözü yazan kim?
Hem bir hikaye hem de varoluş gerçekliğinin sorgulanmaya başlandığı sahnelerin içinde yer alırken diyalogların çokça oluşu ve akıcılığı size kendinizi bir tiyatro sahnesinin baş aktörlerinden biriymiş gibi hissettiriyor.Konu itibariyle insan-aşk-acı-ruh-varlık-evlilik-yaşam vs. ekseninde sorgulanan varoluşun ruhunuzdaki tezahürü o anda başkalaşım geçirmeye müsait bir hal alıyor.İşte tam da o bölümleri bir solukta okumamak gerek,anlatım dili ne kadar akıcı olsa da.Çünkü o bölümlerde insanın hayat ile olan bağlantısının felsefi temeline “varoluş” yoluyla uzanırken,bu sorunlara dair yanılsamaları sıradışı bir üslupla uzunca bir diyalog içerisine yerleştiriyor yazar.Anlatının omurgasını bu diyaloglar oluşturuyor. Yazar,her okurun beynine,ruhuna Agusto vasıtasıyla ulaşma amacını güderken bunu ustaca kaleme döktüğü bir anlatıya dönüştürüyor.
Agusto Perez’in hissettiği aşkın beraberinde acıyı getirmesi, ona kendi varoluşunun kaynağına dair sorgulamaları başlatırken acı duyduğu ölçüde var olabildiğini de öğretiyor.İlk kez, acı çektikçe düşündüğünü,düşündükçe varlığını,acı çektikçe ruhunu hissediyor. Descartes’in o ünlü “düşünüyorum öyleyse varım” sözü,onun zihninde sürekli “varım o halde düşünüyorum” , "seviyorum öyleyse varım" gibi kendince söylemleriyle değişimlere uğruyor ve soluksuz bir septik sorgulamanın içinde buluveriyor kendini.Düşlerimizin düş kırıklıklarına dönüşümünde yaşadığımız acının derinliği, insanı felsefi boyutuyla düşünmeye zorluyor belki de her seferinde.Bir nedensellik döngüsü içinde yaşamın varoluş gerçekliğini aklileştirme çabasıyla Perez, içinde bulunduğu durumu ve geldiği noktayı ruhsal bir bakış açısıyla yeniden irdelerken kendinde gördüğü eksiklikleri de zihninde kurguladığı psikolojik deneylerle tamamlamaya ve aradığı sorulara yanıt bulmaya çalışıyor.Ruhunda çığlık atan aşkın acısıyla zihnindeki ve ruhundaki karmaşayı dindirme çabası onu üç kadın arasında kurguladığı deneysel bir deneyime sürüklerken, aşkını da bu deneye teslim etmekten başka çaresi kalmıyor. Bu bölümleri heyecanlı bir film izler gibi tasvir etmekten kendinizi alamıyor,içinizden yükselen sesleri Agusto’ya duyurmak istiyorsunuz hatta.Onu uyarmak ister gibi.Bir aşk bir insanı tahmin edemeyeceği bir sona ulaştırabilir mi?Felsefeyi ve tüm kavramları bir yana bırakarak düşünecek olursak Agusto’nun son noktada -deney sonrasında- yaşadığı acının boyutlarını anlamamak imkansız olurdu.İnsanların sevinçleri farklı olsa da acıları ortaktır neticede ve bazı acılardaki duyguların derinliğini duyumsamak elbette ruhun ilk ve en kolay algıladığı şey olabiliyor.Özellikle bu bir kadının sadece gözlerinde başlayan aşkın acısıysa!... Fakat her deneyimin acısı, her kişiyi farklı bir idrak boyutuna ulaştırırken kimilerinde ise yaşamın en öngörülemez noktasına taşımış olduğu sürprizini de beraberinde getiriyor.
Agusto’nun yaşamında,düşüncelerinde ve hayatını etkisi altına alan bu aşk deneyiminde her şeyin bir sis tabakası gibi beynini kapladığını, görünenle görünmeyeni,bilinenle bilinmeyeni varoluş temelinde ayırt etme noktasında yaşadığı her şeyin düşsel bir yanılsama gibi olduğunu ve fakat aynı zamanda olmadığını da anlamaya, hatta kendini ikna etmeye çalışırken, karmaşık olan hayatın idrakinin kavramsal zorluğunu da ustaca gözler önüne seriyor yazar.Özellikle finalde.Kitaptaki en önemli bölümlerden biri de sonda yer alan Agusto’nun köpeği Orfeo’nun monologlarının dikkate değer oluşu.Bağlılık kavramının üzerinde bu noktalarda üstüne basa basa durmuş ve bizi en acıtan ve düşündüren bölüm olarak müthiş bir tasvirle sahnelenmesini sağlamış diye düşünüyorum.
Bunun dışında bahsi geçen varlık,mülkiyet,mülkiyetin gücü,maddi kavramlar üzerine değinmelerinin boşuna olmadığını,yazar hakkında biraz araştırma yapınca anlıyorsunuz.Faşizme olan karşıtlığı nedeniyle tepkilere maruz kaldığı,sürgün edildiği ve ölümüne dair bilgiler sizi ona ve onun deliliğinin boyutlarını anlamaya daha da yaklaştırıyor.
Yazar ummadığınız bir sürpriz de yapıyor sonlarda. Birden bire kendinizi bambaşka bir yerde bulmanız, ummadığınız biriyle bir diyaloğun sahnesinde olmanız sizi şaşkına çevirirken, yazar şimdiye kadar böyle bir sahnenin içinde yer almadığınızı da size fark ettirerek sıra dışı bir deliliğin üstadı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.İşte sadece oldukça ilginç olan bu deneyimi yaşamanız için bile okunmayı hak eden bir kitap.
Çok hassas olma çabasıyla ve çok zorlanarak,ipucu vermemeye çalışarak, adeta kıvranarak kapalı ifadelerle bu incelemeyi yazma gayretinde oldum elimden geldiğince,fakat aynı zamanda bunun bir inceleme olmadığının da farkındayım böyle bir yazarla tanıştıktan sonra..Ancak bir edebi yapıtta varoluşçuluğu; bilindik bir konu olan aşk ile böylesi bir ustalıkla anlatma,okuru hiç beklemediği bir yerden vurup düşünsel yetilerini zorlayıcı bir kurgunun içine çekme ve tüm bildiklerinizi size yeniden sorgulatma yeteneğine sahip Unamuno’ya hayran kaldığımı,zekasının ne kadar incelikli kıvrımlara sahip olduğunu belirtmeliyim.Böyle yazarlar tanıdıkça hiçliğinizin bir kez daha farkına varıyorsunuz..
Kitaptan bazı alıntılar:
*Biz insanlar ne büyük acılara,ne büyük mutluluklara dayanıyoruz,çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyorlar.Yaşam bu işte, sis.
*Rastlantı dünyanın gizli ritmidir!
*İnsan yanında birisiyle uyuyunca düş de ortak olmalı!
*Sevmek için yaşamak gerek! Evet ve de yaşamak için sevmek gerek!
*İnsan iyi olarak doğar,doğal olarak iyidir;toplum onu bozar,yoldan çıkarır...
*Erdemsizliklerimiz evcil hayvanlara bile bulaşır!Hatta bizimle birlikte yaşayan hayvanları o kutsal doğal ortamlarından çekip çıkardık! Ah insanlık! İnsanlık!
*Yaşamın tek öğretmeni yalnızca yaşamdır;bunun yanında pedagoji hiç kalır.
*Yaşam çok şey öğretiyor insana,ölüm daha çok;her ikisi bilimden daha çok,çok daha fazlasını öğretiyor.
*Ruh,yalnızca gözyaşları halinde ortaya çıkan bir kaynak.Gerçekten ağlayıncaya dek,insan bir ruhu olup olmadığını bilmiyor.
*"...hiç kimse kendisi değildir,başkalarının yaratılarıdır."
*İyi kalpli,duygusal ve iyi bir insan eğer delirmezse, tam bir budala demektir.
*Gülmek,trajediye hazırlanmaktan başka bir şey değildir.
*Kadınla ilgili psikolojik tek deney evlenmektir.
*Bir insan haklı çıkma için nedenler aradığı zaman aslında Tanrı'yı haklı çıkarmaktan başka bir şey yapmaz.
*-Evet, "Sanatın en iyi kurtarıcılığı,insana var olduğunu unutturmasıdır." diye bir söz duymuştum.Kendi kendine eğlenmek,acılarını unutmak için kendini roman okumaya veren insanlar vardır...
-Hayır,sanatın en iyi kurtarıcılığı,bir insanın var olduğundan kuşkulanmasını sağlamasıdır.
-Peki var olmak nedir?
*İntihar edenlerin büyük çoğunluğu başarısızlığa uğramış katillerdir;kendilerini öldürenler başkalarını öldürme yürekliliği olmayanlardır...
*Tanrı bizimle ne yapacağını bilmedi mi öldürür bizi!
*Bir de üzüntü insanı öldürmez derler!
Mutlaka okuyun..
Keyifli okumalar dilerim.
Sevgiler...
Özlem Bayır
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






