14 Mart 2017 Salı

Hayatın Bilgeliği - Arthur Schopenhauer


Öncelikle kitabı çok sevdiğimi söylemeliyim. Bir Schopenhauer kitabı için inceleme yazma haddini kendimde görmeyerek bu inceleme yazısını da yazmış olma sorumluluğunu alıyorum.

Açıkçası Schopenhauer okurken her zaman yaşadığım sorun olan,bir cümleyi bazen birkaç kez okuma durumu beni bazen zorlasa da onun dil ve anlatımındaki derinliğinden kaynaklandığının hep farkında olmuşumdur.Çünkü tuhaftır ki, aslında onun dili ve üslubu gerçekten çok sade ve anlaşılır olmasına rağmen ve bunu cümlelerinde görmenize rağmen,iş anlamlandırmaya geldiğinde “bir dk ya, ne demek istedi bu cümlede hmm” diye, kendi kendinize düşünüp cümleyi yeniden okuma ihtiyacı hissettiriyor size..Aslında mecbur ediyor diyelim.İşte tam da bu noktada kendi eksikliğinizin yeniden farkında oluyorsunuz,daha pişecek çok yolum var deyip o cümleleri tekrar tekrar okuyorsunuz. Schopenhauer’in tatlı tokatları diyorum ben bu duruma.. 


Kitabın içeriğine gelince,insan varoluşunu temel alarak değindiği konuları bölümler ve başlıklar halinde sunuyor size.Kişinin varoluşuna dair mutluluğunun temelinde ya da temelsizliğinde yatan nedenleri tüm kişilik kavramı üzerinde değerlendirirken tek başına “kişi,kişilik” kavramlarını da ele alarak ilk bölümünde başlangıç yapıyor.Kişinin ne olduğu,kim olduğu,nelere sahip olduğu ve başkalarının gözündeki kişinin değerlendirmesini yaparken,bizim günlük hayatta yaşadığımız,düşündüğümüz ya da sorguladığımız tüm kişilik sorunlarının masaya yatırılması gibi bir bölüm okuduğunuzun farkında vardırıyor size. Aristotales, Sokrates,Goethe,Seneca gibi pek çok düşünürden de çokça alıntılar yaparak zengin bir anlatı sunuyor kitabın tamamında.

Sonraki bölümlerde ise alt başlıklar halinde Saygınlık,Gurur,Mevkii,Onur ve Ün konularını açık ve net bir dille ifade ederken,kendi perspektifinden size sunduğu düşündürücü bir algı yaratama çabasının etkisine girmiş oluyorsunuz.Bu algı,toplumsal varlıklar olan bizlerin bu sistem içinde neyi nasıl konumlandırdığımızı,kişi olarak neleri nasıl istediğimizi,bizi rahatsız eden eleştirel durumların kişiliğimiz üzerinde yarattığı baskıların varoluşumuza nasıl etki ettiği üzerinde durduğu noktaların sosyolojik ve psikolojik bir temellendirmeye dayandırarak aslında kendimizle de bir yüzleşme olduğunu bize hissettiriyor.

Üzerinde sıkça durduğu ‘başkaları ne der?’ konusu, geçmişten günümüze demek ki hiç değişmeyen bir bakış açısı olmuş, dedirtiyor bize her seferinde.Çünkü bu hapishaneden kurtulamıyor oluşumuzun varoluşumuza olduğu kadar,tüm ilişkilerimizde ve yaşamımızda olumsuz ve fakat etkin bir rol oynadığı gerçeği ile de yeniden yüzleştiriyor bizi.Toplumsal olarak etki alanı geniş bir düşüncenin edilgen kölesi olmak gibi..Okurken hissettirdiklerinin rahatsız edici ve zarar verici olduğunu hissediyorsunuz,verdiği örnek alıntılarla yahut kendi söylemlerinin iğneleyici üslubuyla.Çünkü insan doğasına tamamen ters olan bu tutumların kişinin tüm gelişim serüvenine,varoluşuna hiçbir katkısı olmayacağı gibi kişiyi başka bir şeye,başka bir kimliğe dönüştüreceği bilincini de ısrarla anlatmaya çalışırken kişinin “kendi” olabildiği ölçüde kendine olan saygısı ve toplumdaki saygınlığı,hayattan alabileceği zevkler,ilişkiler,mutluluk,bilgelik gibi kavramların altını da çizmiş oluyor.Bu nedenle kişilerin ruhsal anlamda zengin olmaları gerektiğinin önemine değiniyor sıkça.Kendi kendine yetebilme,kendi varoluşundan her anlamda mutluluk duyabilme,içsel zenginliğinin ruhsal doluluğunu yaşama hazzı ve zihinsel uğraşıların üzerinde kafa yoran kimselerin diğer geçici hazların peşinde koşanlara göre nasıl daha fazla mutlu olabileceğinin ve ulaşacağı doyumun eşsiz olacağının derinlemesine açıklamalarını yaparak sunduğu farkındalığı üst düzeye çıkarıyor.

İnce bir kitap olmasına rağmen insanı çokça zenginleştiren bir kitap ve altını çizebileceğiniz epey fazla satırın olması,daha sonraları elinize alıp herhangi bir sayfayı açtığınızda size yeniden kendini hatırlatacak satırlarla bakışmanızı sağlaması açısından da verimli bir kitap olduğunu söyleyebilirim.


İnsan okuduğu hiçbir şeyi unutmak istemiyor, hele de böylesine varlığımıza ve hayatımıza tesiri olmasını istediğimiz bilgelik konularıyla ruhunuzu doyurmak istiyorsanız..

Keyifli okumalar dilerim…


Özlem Bayır

İnsancıklar - Dostoyevski


Dostoyevski' nin edebi hayata giriş yaptığı ilk romanını okumuş olmanın verdiği hazzı ayrı yaşarken bu konuda geç kalmış olmanın düşüncesine ise ayrıca içerledim.

24 yaşında yazmış olduğu bu ilk romanını hangi ruh hallerinde yazdığını,o dönemdeki yaşamını,heyecanlarını,acılarını,sevinçlerini düşünmeden;hele de romanın bazı sayfalarını yazarken önündeki kağıtları,odasındaki gaz lambasının o sarı ışığını ve belki de kimi sayfalarını yazarken dışarıda yağan yağmurun sesini ruhumda betimlemeden, hissetmeden edemedim..Başka bir ruh halinde okudum bu kitabı, farkında olmadan o evin yakınında oturan ve onları tanıyan biri gibi izleyip durdum sanki..

Ve hangi çağda yaşarsak yaşayalım yoksulluğa bakış açısının hiç değişmemiş olduğunu,yoksulluk duygusunun insan psikolojisinde yarattığı etkileri ve başka insanların yoksulluğa karşı düşünüşlerinin hep şahit olduğumuz bunca gerçeklikle nasıl örtüştüğünü de yeniden gözler önüne serebilen güçlü bir yapıt olduğunu ifade edebilirim.

İnsani değerlerin,dostluğun,alçakgönüllülüğün ve sevginin altını kalınca çize çize bize yeniden anlatan bu kitabın kesinlikle ders verici niteliğe sahip olduğu kaçınılmaz bir gerçek..Sevgiden uzaklaşmış,dostlukları çıkarlara dayalı kurulan,manevi değerlerin ise artık hiçe sayıldığı günümüz toplumunda çokça iç geçirdiğim hayıflandığım duyguların üzülerek etkisinde kaldım..

Her şey eskiden güzeldi,demek kalıyor hep geriye,klasik te olsa..

Özlem Bayır

Aklın Serüveni ve İsyanı-Friedrich Wilhelm Nietzsche

Şimdiye kadar okuduğum en öfkeli ve isyanı zirve yapmış Nietzsche'yi gördüm bu kitapta.

Dolu dolu bir zenginliği barındıran bu kitapta Nietzsche pek çok kavrama kitabın adında da olduğu gibi isyan noktasına varan bir üslupla daha net bir açıklama getirmiş.
Üst İnsan kavramının nasıl yanlış anlaşıldığını,Trajedi,Güç İstenci,Nihilizm,Tiksinti, Sanat,Ahlak, ve Semitizm kavramlarına getirdiği o kendine has bakış açıları ile her şeyi sil baştan anlatmak ister gibi, bir öfkenin dile getirilişi gibi keyifle okuduğum bir kitap oldu.

Şimdiye kadar okuduklarınızdan çok farklı bir dille,adeta onunla sohbet eder gibi ve onun her dediğini,anlatmak istediği her şeyi bir çırpıda anlayabileceğiniz keyifte uzun soluklu hırçın bir muhabbetin ortasında kendinizi bulabileceğiniz bu eserin özellikle sonlarına doğru artık Nietzsche'yi dizginleyemeyeceğinizi anlayıp onu kendi haline bırakıp öfkeden coşmasını izlemek isteyeceğiniz tuhaf duygu iniş çıkışları yaşayacağınız güzellikte bir kitap olduğunu söylemeliyim..

Ölümünden sonra eserlerinin tahrif edilerek nasıl da Nazi yanlısı bir dönüşüme uğratıldığı gerçeği, Semitizm karşıtlığına dair yaptığı o derin açıklamaları,Trajedi'de Apollon ve Dionysos kavramlarına dair bizi zenginleştirecek büyülü açıklamalarıyla yeni bir farkındalık sunarken,onu hiç görmediğimiz belki de gerçekten çoğumuzun yanlış anladığımız yanlarına dair düzeltmeleri de bu haklı isyan edişleri sayesinde yeniden bir tefekkürle yapabilme şansını elde etmiş olacağız.

Daha da güzeli,yeniden açıklığa kavuşturmak istediği kavramlara yönelik olarak,kendi eserlerinden çokça alıntıyla doldurduğu,süslediği ve tüm kitaplarını aynı anda okuduğunuzu size hissettiren bir zenginlik sunması açısından da fark yaratan bir eser olmuş.

Sayfa sayısı az olsa da içeriğin güçlülüğü anlamında sanki bin sayfalık bir kitap okumuşçasına başka bir doluluk hissedeceğiniz eleştiri temelinde başlayıp isyan boyutuna sizi de beraberinde taşıyan Nietzsche'yle bu güzel sohbeti mutlaka yaşayın derim..

Alıntılar:

*Ve güzelliği senin gibi başka kimseden istemem sert insan:İyiliğin kendi üzerinde kazandığın son zaferin olsun!

*Güzelliğin Psikolojisi
Sanat bir sarhoşluk duygusundan doğar,bağlantıya geçen bir heyecandan.

"Cahillik,ahlaksızlık ve batıl inancın olduğu her yerde,bunların popüler olduğu her yerde,ekonominin kötü,tarımın zayıf,din adamının güçlü olduğu her yerde hala görebiliyoruz ulusalcılık kostümünü giyenleri."

*Trajedi
En garip ve en çetin sorunlar karşısında bile yaşama evet diyebilmek;yaşamın en yüksek tiplerinin kurban edilişinde,kendisinin tükenmezlik özelliğinden sevinç duyan yaşama istenci--işte ben buna Dionysoscu derim,trajik ozanın psikolojisine doğru giden yolu işte ben keşfettim!

(Putların Alacakaranlığı kitabından alıntı)

*Zayıfların Ahlakı ve KinZayıfların ahlakı kendi karakterini kin gütmesiyle belirler.

*Bizim varoluş kavramımız psikolojik ritmimizin bir soyutlamasıdır.

*Yerme İstenciAlgıların garezi insanı başka bir dünya olduğunu düşünmeye iter.

*Apollon ve DionysosGizemler biliminde acı çekmek kutsaldır:"Çocuk doğurma" işi acıya kutsal bir hal verir--oluşum ve büyüme adına ne varsa,gelecek konusunda garanti veren ne varsa acı gerektirir...

*Bir inanca yol açan duygu, haz, onun o inancın bir kanıtıdır.

*Ödemonizm:Genellikle mutluluk veya refah olarak çevrilir.Kelime karşılığı "insan gelişimidir."Aristotales bu sözcüğü "insanlar için en yüksek iyi" anlamında kullanmıştır.

*Nefret düşman sevgisine dönüştürülebilir;eğer düşmanlık durumunun doğallığı anlaşılabilirse.

*"Temelinde yaşama karşı duyulan kin duygusunu barındıran Hristiyanlık,cinselliği kirlenmiş bir şey haline getirdi: Yaşamımızın birincil koşuluna,başlangıcına çamur attı."

*Semitizim KarşıtlığıDiaspora'ya gelince:Nietzsche'ye göre Yahudiler,felsefenin büyük sorunları karşısında,diğer insanlara göre daha yetkindirler.Avrupa'daki Yahudiler zeka açısından üstündür.
......."Ve işte bu yüzden biz diğerleri,sanatçılar,izleyicilerin arasındakiler ve felsefeciler aramızda Yahudilerin olmasına izin veriyoruz--tanımak için!"
.....
"Onlar(Yahudiler) kendilerini temiz tuttuğu kadar acı da veren büyük şeylere ve erdemlere inanmayı hiçbir zaman bırakmadı.Çocuklarını ve atalarını onurlandırma şekilleri,evliliklerinde ve evlilikle ilgili ahlaklarında yatan nedenler onları diğer Avrupalılardan ayırdı."

(kendi eserlerinden alıntılar)

Özlem Bayır

Suç ve Ceza - Dostoyevski


Suç ve Ceza, okumakta epey geç kaldığım fakat içeriği ve hem insan üzerindeki hem de dünya çapındaki etkileri hakkında fikir sahibi olduğum bir kitaptı.Ve artık kitabı okumuş olmak demeyeceğim,yaşamış ve hissetmiş olmaktan bir hayli mutlu olduğumu söylemekle başlayabilirim.

Düşüncelerime ve hislerime gelince,okurken her an her sahnede soluksuz bir film izler gibi buldum kendimi,bazı anlarda kitabı elimden bırakıp Raskolnikov gibi düşünsel başkaldırıdaki karakterlerin toplumda daima dikkat çekici bir farklılık yarattığı, ailesi, çevresi, içinde bulunduğu toplum yapısına da daima ters düşeceğini bilse de inandığı haklı davası uğruna savunduklarından vazgeçemeyeceği ve fakat onu daima köşeye sıkıştıran nedenlerin ise yerleşmiş toplumsal normlar,ahlak yapıları ve kişisel erdemler olan döngüsel bir hapishanenin içinde dolanıp durmaktan onu alıkoyamayan zor ve çetrefilli bir bunalımın içinde de hastalıklı ruhsal krizlere sürükleyeceği gerçeği nasıl da insanı yoran cinsten ve içinden çıkılmaz bir hal aldıran bir sıkıntı sürüklenmesi düşüncesi,benim için heyecanı yüksek ruhsal bir kovalamaca ya da nasıl desem bir kuşatma altında olduğumu hissettirir gibiydi..Bu noktalarda Martin Eden’i sıkça hatırladım açıkçası.İki karakter arasında çokça benzerlikler bulduğumu söylemeliyim.Bunun yanında herhangi bir suç işlememiş olsak ta yahut aykırı sayılacak bir fiilde bulunmasak ta,topluma muhalif olduğumuz konulardaki tutumlarımız, kendimizce haklı saydığımız ve geçerliliği olacağına dair pek çok savlarımız hepimizde eminim vardır..Bu nedenle Raskolnikov’u anlamamak ya da ona hak vermemek sanırım imkansız olurdu.. Çünkü hepimizin derinliklerinde bir yerde bir Raskolnikov yaşıyor,bunu reddetmek imkansız. 

Düşünsel dahiliği ön planda olan delikanlı ile Sonya’yı seven delikanlı, bir evlat olan ve aynı zamanda bir ağabey olan delikanlının, ailesini her durumda kötülükten korumak için çabalayan delikanlının yanında insani tarafı güçlü olan ve cebindeki parayı zorda kalanlar için iyilik uğruna son kuruşuna kadar esirgemeyen iyi niyet potansiyelini zirvede gösteren delikanlının esasında nasıl da bütünsel bir kişilik ve karakter yapısı ortaya koyduğunu ve tüm bunları yaparken bir suç işlemiş olmasına ve bunun savaşını içinde veriyor olmasına rağmen tüm doğallığı ve içtenliğiyle kendine has tavırlar sergileyebildiğine şahit olmak muazzam bir hissi bize aktarabiliyor. Burada işlenen karakter üzerindeki en emin yargım ise şudur ki, güçlü bir ruhsal kişilik çözümlemesi. Kendini ele vermemeye çabalayarak ortaya koyduğu bilinçli ve yüksek iradenin bize akan etkisi ve daima doğallığını korumadaki üstün çabası, tüm o koşturmalarındaki terlemeleri, hastalık anlarındaki sayıklamaları, yüz yüze geldiği kişilerin kendine olan güvenlerini boşa çıkarmamadaki dayanıklı kendinden emin duruşu, tavırlarındaki tüm o yüz mimikleri ve tedirgin davranışlarına birebir oradaymış gibi şahit olmak ve hissetmek sanırım hepimizin gerçekmiş gibi yaşadığımız bir deneyimi bize sunması bakımından da tesiri yüksek bir yapıt olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.. Dostoyevski’ye reverans yaparak bitirmiş oldum kitabı..Muhteşem bir hayal gücü ve hatta ötesi bir baş yapıt..

Esasında bu yapıt için yorum yapma haddini hiç kendimde görmüyordum, şimdi ise bir hadsizlik ortaya koymuş olabilirim. Ancak toplumda aykırı bir duruş sergileyen, bu duruşu bir amaca yönelten ve farklılığı herkes tarafından kabul edilen radikal düşüncelere sahip başkaldıran kişiliklere olan hassasiyetim Martin’deki gibi Raskolnikov’da da değeri hak ediyor,düşüncesiyle bişeyler yazmak istedim..

Bu arada kitabı okurken mutlaka filmi olmalı çok eski tarihli bir yapım olarak, diye düşünüp kitabı elimden bırakıp netten kurcaladığımda filmi buldum ve filmi izleyebilmek için de kitabı sanırım farkında olmadan hızla okudum,ki zaten kendi kendine akan bir kitabın hızına yetişmem de imkansızlaştı..Dedim ya bir kovalamaca içinde gibiydim, ruhsal dengelerim alt üst oldu:) Ben başından beri geç kaldığım için hepsine mutlaka izleyenler olmuştur ancak izlemek isteyenler için 1969 yapım Suç ve Ceza’nın iki bölüm halindeki linkini de paylaşmak istedim.

1.Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=4y2i6M92QpQ
2.Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=fUfoT3Pz5cM


Özlem Bayır

16 Ocak 2017 Pazartesi

Aforizmalar - Franz KAFKA


Sanırım aforizmalar,yeraltı edebiyatı ve itiraflar gibi edebi türler daha bir benlik.Daima kendimi yakın hissettiğim türler,kendimden çokça şey bulduğum,dalıp gittiğim,çokça altını çizdiğim..Belki de üst düzey acı çeken insanların,anlaşılamadığı ve anlaşılamayacağı için ve artık anlaşılmak istemedikleri bir çıldırış noktasına gelen ruhların en iyi ifade biçimlerini oluşturan bu yapıtlarda kendimi bulmam tesadüf değil..

En çıkılmaz enkazlardan çıkabilme gayreti içinde yaşam sürmek,kendi yeraltımıza bizi daha çok ittiğinden belki de o yeraltında, kendi derin dehlizlerimizde savurduğumuz çığlıklardı aforizmalar da..anlaşılmak belki de önemli değildi artık..fakat kendi yaşamsal ve ruhsal ağırlıklarımızı,acılarımızı bir yere boşaltmak ve Tanrısal bir gücün de yardımıyla feryat figan bir çığlık daha savurabilmek ve o çığlığı ruhumuzun doldurulamayacak boşluklarında bir seda olarak duyabilmek yegane ihtiyacımız olacaktı belki de...Benim Kafka'm o çığlığını bana duyurabildi sanırım..Çok tanıdık!...

*"Her yuvayı koruyan bir Tanrı'ya inanmaktan daha keyif verici ne olabilir!"

*"Önceleri sorularıma neden cevap almadığımı anlamıyordum, şimdiyse soru sorabileceğime nasıl inanabildiğimi anlamıyorum! Ama gerçekte inanmıyordum ki,soruyordum sadece."

*"Alçakgönüllülük, yalnız başına umutsuzluk içinde kıvranan kişi de içinde olmak üzere, insanla hemcinsi arasında en güçlü ilişkiyi sağlar, yeter ki tam ve sürekli bir alçakgönüllülük olsun bu.Bunu yapabilir, çünkü duanın gerçek dilidir, hem ibadet hem de en yakın bağdır. İnsanın çevresindekilerle kurduğu ilişki dua ile kurduğu ilişki gibidir, insanın kendi kendisiyle kurduğu ilişki ise çabayla kurduğu ilişkiye benzer; çaba için gerekli güç duadan alınır."

*"Sein" sözcüğü Almancada iki anlama gelir: "Var olmak" ve "Onun olmak"

*"Bir dayanak olmaktan çıkınca özgürleşir ruh ancak."

*"İnsanlarla iç içe olmak, insanı kendini gözlemlemeye teşvik eder."

*"Sahipsin belki ama yaşamıyorsun savına yanıtı sadece titreme ve kalp çarpıntısı oldu."

*"İnanç yoksunu olduğumuz iddia edilemez.Sadece yaşıyor olmamız bile, tüketilmeyecek bir inanç değeridir."
"Neresindeymiş bunun inanç değeri? Yaşamamak elde değil ki!" 
"İşte inancın insanı çıldırtacak kadar büyük gücü, bu 'elde değil ki' dedir,bu olumsuzlamada açığa vurur kendini !.."


*"Bu yaşamın hazları, yaşamın -kendi- hazları değil, -bizim- daha yüce bir yaşama yükselme korkumuzdur; bu yaşamın eziyetleri yaşamın kendi eziyetleri değil, ama bu korkudan dolayı kendimize yaptığımız eziyettir."

*"Faniliğimizin eski sonsuz savunmasına ilişkin en zayıf inanç,şimdiki günahkar durumumuza ilişkin en acımasız inançtan çok daha fazla bunaltıcıdır. Ancak, saflığı içinde birincisini bütünüyle kapsayan ikincisine katlanma gücüdür ki, inancın ölçüsünü oluşturur."

*"İnsan,içindeki yok edilemez olana sürekli bir güven duymadan yaşayamaz, ancak hem yok edilemez olan hem de güven onun için hep gizli kalabilir.Bu gizli-kalma'nın ifade biçimlerinden biri kişisel bir Tanrı'ya inançtır."

*"Bir gladyatörün dövüşten sonraki yorgunluğuna benziyor yorgunluğu."

*"Sahip olmak" değil, sadece "olmak" var, sadece son nefesi, boğulmayı özleyen bir "olmak". "

*"Sonsuzdur yol, ne kısaltılacak ne de eklenecek bir şey vardır, ama yine de herkes kendi çocuksu arşınını tutar yolun üstünde. "Gerçekten de bu bir arşınlık yolu gitmen gerek,bu sana hatırlatılacak!" 

*"Kıyamet Günü'nü böyle adlandırmamızın nedeni ancak bizim zaman kavramımızdır; aslında o bir olağanüstü hal mahkemesidir."

*"Ne kadar çok sayıda at koşarsan, o kadar hızlı gider araban -yani kayayı yerinden oynatmak değil, bu olanaksız, ama kayışları koparmak, böylece dizginsiz ve neşeli bir yolculuk yapmak."

*"Evrenin sonsuz genişlikte ve zenginlikte tasarlanması, zahmetli yaratışın ve özgür bilincin en aşırıya vardırılmış karışımının sonucudur."

*"Kuramsal olarak, eksiksiz bir mutluluk olasılığı vardır: İçimizde yok edilemez bir varlık olduğuna inanmak ve ona ulaşacağım diye çaba harcamamak."

*"Hedef var ama yol yok; yol dediğimiz şey tereddütten ibaret."

*"Düz bir yolda yürüyor olsan, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitsen, o zaman bu ümitsiz bir durum olur; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik, bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye doğru kayması, zeminin özelliğinden ileri gelebilir, umutsuzluğa kapılmamalısın."

*"Kendini insanlığa bakarak sına. Şüphe edenin şüphesini, inananın inancını besler bu."

*"Bu dünya için kendini paralaman gülünç."

Özlem Bayır

3 Ocak 2017 Salı

Dönüşüm - Franz KAFKA


Toplumsal yaşamın içinde sosyal varlıklar olarak yer alan biz insanların gerek sosyal yaşamda,gerek iş yaşamında ve gerekse de aile yaşamında çoğu kez karşılaştığı "insana değersiz olduğunu hissettiren" durumları "böcek metaforu" ile bize ustaca anlatan,pek çok anda sizi derince düşünmeye sevkeden,sınıfsal olarak ötekileştirilen çoğu insanın kendinden bişeyler bulacağı bu yapıtta hikaye edilen durumların taşıdığı tüm kavramlar,esasında farkındalık uyandırmak adına insanı tokatlayan cinsten.. 

Yine insan egosu devreye giriyor.Yine insanın cahilce üstün olma çabası,ayrımcılık,kibir ve ego..

Ve insanı insan olarak görmeyip te ona böcek muamelesi yapan insanlıkdışı acımasızca tutumların bir insanı ruhsal olarak hangi noktalara getirebileceğinin altını çizen,sadece farklı olduğu için yalnızlaştırılan,farklı olduğu için hisleri yokmuşçasına ezilmeye ve sevgisiz bırakılmaya mahkum edilen hayatların diğerlerinin gözünde hiçbir değer taşımadığını,ona önemsiz bir şey-nesne-varlıkmış gibi davranılmasının acı sonla biten bir hikayesini müthiş bir kurguyla sunmuş yazar...

A.Huxley ne diyordu; "eğer farklıysan yalnızlığa mahkum oluyorsun!..."

Hatta ölüyorsun!!..
Gregor ne yapsın! 
Belki de dönüşmek gerek en yakınlarınızın size karşı nasıl değişeceğini görmek ve anlamak için...

Ahmet Cemal - Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı kendine uygun biçimi yaratır: Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır.

Ahmet Cemal - Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içerisindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, “dönüştüğü” güne değin çeşitli kölelikler içerisinde yaşamış bir toplum tekidir; işyerinde köledir; aile çevresinde köledir ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir.

Tezer Özlü - "Kafka ile yaşamak, acınacak güzelliğimizin en büyük umudu."
TEZER ÖZLÜ-1984



*"Herkes beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor."

*"Erken kalkmak,"diye düşündü,"insanı bir hayli aptallaştırıyor. İnsan uykusunu iyi almalı."

*"Biraz daha uyusam bütün bu olanlardan kurtulabilir miyim?"

*"Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?"

*"...çizgi dışı birey -sürünün dışına çıkanı ezen toplum çatışmasını en çarpıcı biçimde dile getiren bir öykü gerçekliğidir."

*''Peki ama; ya şimdi bütün bu huzur, geçim rahatlığı ve memnunluk, korkunç bir sonla noktalanırsa?''

*"Herkes, beraberinde taşıdığı bir parmaklığın ardında yaşıyor. Şimdi hayvanlarla ilgili bunca şey yazılmasının nedeni de bu. Özgür ve doğal bir yaşama duyulan özlemin ifadesi. Oysa insanlar için doğal yaşam, insanca yaşamdır. Ama bunu anlamıyorlar. Anlamak istemiyorlar. İnsan gibi yaşamak çok güç, o nedenle hiç olmazsa kurgusal düzeyde bundan kurtulma isteği var... Hayvana geri dönülüyor. Böylesi, insanca yaşamaktan çok daha kolay."

*"Anlık sorunlara o denli odaklanmışlardı ki, gözlerinin önündeki gerçekleri bile idrak edebilmekten aciz bir duruma gelmişlerdi."

*"Ölüm, bir hayata son veriyor; ama bir ilişkiyi bitiremiyor..."

*"Neyse ki ümidimi tamamen kaybetmiş değilim..."

*"Daha dün akşamdan bir sıkıntı vardı içimde ; küçük bir önsezi gibi.Evdekiler dikkat etselerdi,yüzümden anlayabilirlerdi."

*"Dönüşüm: yabancılaşmanın ağırlığı."

*"...O, patronun bir piyonuydu, kişiliksiz ve akılsız biriydi."

*"Çünkü kendini anlayamadıklarından, onun da başkasını anlayabileceğini, kız kardeşi de dahil hiç kimse akıl edemiyordu."

*"Insan geçmişini de aynı hızla unutmayı istemiş midir?"

*''..olabildiğince soğukkanlı düşünme eyleminin, çaresizlik içerisinde verilen kararlardan çok daha iyi olduğunu anımsamayı unutmuyordu.''

*"Kendisini insan yapan şeyleri bu kadar çabuk bir şekilde hafızasından silmeye razı mı olacaktı yani?"

*"Keşke Gregor kız kardeşiyle konuşabilse, ona her şey için teşekkür edebilse ve kendisi için ne yapması gerektiğini ona söyleyebilseydi, o zaman kız kardeşinin kendisi için yaptıklarının altında bu kadar ezilmezdi; oysa şimdi bunları söyleyemediği için kendini ezik hissediyordu."

*"Yine bir boşluğa yanıt vermekteyim; ama yanıt vermek konuşmakla olabilecek bir şey, yazarak bir deneyim kazanmıyor insan, olsa olsa mutluluk nedir, sezer gibi oluyor."

*"Hayvan bize insandan daha yakın. Parmaklık, burada. Hayvanla yakınlık kurmak, insanlarla kurmaktan daha kolay."

*''Dikkat çekmemek hayatta kalmak demektir…''

*"Ama bugün daha ileri gidiliyor. Yalnız söylenmiyor - ama yapılıyor da. Hayvana geri dönülüyor. Böylesi , insanca yaşamaktan çok daha kolay. Herkes sürüye katıldığından ötürü güven içerisinde, kentlerin yollarından geçip işe , yemliklerin başına ve eğlenceye gidiyor. Tıpkı büroda olduğu gibi , sınırları iyice çizilmiş bir yaşam. Böylesi bir yaşamda mucizeler değil , yalnızca kullanma talimatları, doldurulacak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar."

*"Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları yeryüzünden silinene değin, Kafka' nın Dönüşüm' ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır."

*“Düş, gerçekliği, tasarımı aşan gerçekliği ortaya çıkarır. Yaşamın korkunç, sanatın ise sarsıcı yanı, işte budur."

*" Hizmetçi kız aileye şöyle seslenir: -Boş yere zahmet etmeyin, Gregor öldü. Az önce Gregor’u çöpe attım."

....

Özlem Bayır

Aşkın Metafiziği - Arthur Schopenhauer


Kesinlikle okunması gereken ve ciddi farkındalık uyandırıcı nitelikte bir kitap..

Kadın-erkek,aşk ve ilişkileri bireysel,ruhsal ve türe özgü yapısalcı bir yaklaşımla değerlendiren ve ciddi öneme sahip tespitler sunarak şimdiye kadar -sandığımız-bakış açışını değiştiriyor.

"Kadınlar Üzerine" olan bölüm, kimi kadın okuyucular hatta feminist kadınlar için kabul edilebilir olmayacaktır, ancak bölüm sert bir söyleyişle ilerlese de onun yaşadığı çağın kadınlarına yönelik bir tutumla genel-geçer bir uslup kullanarak değerlendirip yazdığını düşünmek gerekir.Yoksa kitabı okurken fırlatıp atmanız mümkün:)) Ve kitabın diğer bölümleri tüm kadın erkek ilişkilerinin nasıl başlayıp nelerin etkisinde karar noktalarına geldiğini,amacını ve tıkandığı noktaları,tutku ve aşkın gelişiminin nasıl boyut değiştirdiğini ve bireyin özü ile türe has etkileri nasıl anlayamadığımızı kimi örneklerle de anlatarak tüm deneyimlerimize ve bundan sonrakilere ışık tutacak türden hayatımıza ciddi ve önemli bir katkı sunuyor..

*"İnsan yaşamı kadının göğsünden doğar.Onun dudaklarından öğrenirsiniz söylediğiniz ilk ve küçük sözcükleri.İlk gözyaşlarınızı silen de odur.Son saatinde, erkekler kendilerine önderlik edene zül sayarken,son nefesini duyan da yine odur."

*"Kimi zaman tutkulu cinsel sevgi kendisini bütünüyle farklı bir kökene sahip bir duyguyla,karakter uyumuna dayalı gerçek dostlukla bağdaştırır.Ne var ki bu sözünü ettiğim duygu,büyük ölçüde ancak gerçek cinsel sevgi tatmin edilip te ortadan kalkınca görünür hale gelir."

*"Son olarak,bir insan, tutkulu bir aşk ile sevdiği kimseye aynı zamanda nefretin en koyusunu da duyabilir.Bundan dolayıdır ki Platon, aşkı kurt ile kuzu arasındaki ilişkiye benzetmiştir.Bunun diğer bir örneği, tutkulu bir aşığın sevdiği kimseden bütün emeklerine ve yalvarmalarına karşın hiçbir durumda güler yüz görmediği zaman ortaya çıkar."
"I love an hate her." Shakespeare,Cymb.III.5
-Onu seviyor ve ondan nefret ediyorum.


*"Kimi sevsem ilk bakışta benim sevdiğim değil."

*"Hiçbir şey şehvet duygusu kadar yanıltıcı değildir."

*"Schopenhauer'a göre; birbirlerini en çok teshir edenler (büyüleyenler) birbirlerini en çok itmam edenlerdir (tamamlayanlar)."

*"Ölümcül ve tam hedefine isabet eden vuruşlar ve kanatlar Eros'un ayırt edici nitelikleridir."

*"Kadın erkekten fazla bir içgüdüye daha sahiptir; sinir sistemi de kadında daha fazla gelişmiştir."

*"Uğraşılan şey öyle önemsiz bir şey değildir; aşkın önemi ardında yılmadan yorulmadan sebat ederken gösterilen ciddiyet ve gayretle mutlak manada mütenasiptir.Her türlü aşk ilişkisi, ister trajik ister komik bir mahiyete sahip olsun,gerçekten insan yaşamındaki diğer bütün hedeflerden daha önemlidir ve peşinde koşulurken gösterilen esaslı ciddiyeti tamamen hak eder."

*"Güzel olan yalnızca gerçektir.Sadece odur sevilmeye değer olan."

*"İşte böyle sürükler adamı Venüs;
Ruhu ve bedeni birbirine eşit olmayanları,
Götürür tunçtan boyunduruğa vurur,
Ve sonra bir kenardan bakıp için için güler."

(karakteristik olarak ruhsal ve fiziksel olarak birbirine uygun olmayan eşlerin nasıl bir araya geldiklerine dair Eros'u anlattığı kısım gerçekten keyifliydi ve düşünüce çevrenizdeki evlilikleri,demek ki sebep buymuş diyorsunuz:).aydınlandığıma sevindim, hepsi Erosu'un oyunları :))))... )


Özlem Bayır